Öğretmenliğin Zorluğu ve Kolaylıkları

Öğretmenliğin Zorluğu ve Kolaylıkları
  • 09.12.2012

Okul sıralarında otururken öğretmenimi her kızdırdığımda bana “Umarım ileride öğretmen olursun ! ” derdi. Bu sözlerini ben o zamanlar dua olarak algılardım, işin içine girdiğim bugünlerde anlıyorum ki, öğretmenim bana o zamanlar çok kötü beddua etmiş. Şu anda hayatta olup olmadığını dahi blmediğim ve hakkını her iki cihanda da ne yapsam ödeyemeceğimi düşündüğüm öğretmenimi anarak başlıyorum yazıma, aslında burada ifade etmeye çalışacaklarım o günlerde öğretmenim gözlerinde olanlardı, ancak ben onu şimdi anlıyorum.

Kişinin fikri ne olursa zikri de o olurmuş. Dışarıdan bakıldığı zaman birçokları öğretmenleri “yatan eleman” olarak görürler. Fiyakalı kıyafetiyle gelip masada oturan iki cümle geveleyip maaş alan yılın yarısını tatille geçiren kişilerdir onlara göre öğretmenler. Durum öyle midir peki ? Tabiki de hayır ! Gelin isterseniz özellikle sokaktaki vatandaşın ağzına sakız olan, dogmatik(!) yanlışları belirtip doğrularını açıklayalım.

Öğretmenlik her şeyden önce vicdan meselesidir. Tahta sıralarda oturup “Ben anlamadım” diyen bakışları anlayıp birebir tekrar anlatmak, bir anne-baba gibi ilgilenmektir. Öğretmenlik, aynı anda onlarca çocuğun sesine kulak vermek, bıkmadan,usanmadan, kızmadan sorunlarla ilgilenmektir. Öğretmen olmak onlarca çocuğa yarın ne anlatacağım diye akşamdan hazırlık yapıp bir sonraki güne hazır olmaktır. Her çocukla ayrı ayrı ilgilenmek, okul içi ve okul dışı başarısızlığı araştırmak, çözümler üretmektir. Kısacası öğretmenlik 08:00 – 17:00 mesaisi ile biten bir iş değildir. Öğretmenlik geleceğe hazırladığın yüzlerce çocuğun sorumluluğunu taşımaktır. Öğretmen bu kadar zorluğu varken inadına onu severek yapan; öğrettikçe, eğittikçe mutlu olan bir kişiliktir.

Bir yandan da tatil meselesi var. Birçok nato kafa insanlar, “O kadar tatil yapıyorsunuz, şu kadar maaş alıyorsunuz” demeden edemezler. Bugün öğretmenler hakkında atıp tutan birçok kimse, onların yılda 3 aydan fazla tatil yaptıklarını sanırlar. Durum öyle midir ? Tabiki de hayır. Çünkü öğretmenler öğrenciler gibi haziran ayının ilk haftasında tatile gitmezler. Temmuz ayına kadar okullarında sene sonu değerlendirme çalışmaları adı altında seminerlere katılırlar. daha sonra tatile giderler, dönüşleri de yine öğrencilerden erken olur. Eylül ayının hemen başında okulda hazır bulunurlar ve eğitim-öğretim faaliyetleri başlayana kadar hazırlık seminerlerine katılırlar.

Bugün bu mesleği icra edip, mesleğin gerekliliklerini yerine getirmeyen öğretmenler yok mudur ? Elbetteki vardır. Ancak 100 kişiden 1’i kusurlu diye, hepsini karalamak tamamen vicdansızlık olur.

Uğur AYAN – eokul-meb.com yazarı

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. melike dedi ki:

    bn bu sayfayı çok beğendir teşekkür ederim
    tebbriikleerrr!

  2. Adnan dedi ki:

    Çok güzel açıklanmış teşekkürler.

    1. ayten dedi ki:

      Çok güzel bir yazı olmuş, teşekkür ederiz.

  3. misafir dedi ki:

    çok duygulandım

  4. öğretmen dedi ki:

    biöğretmenin söyledğini ancak bi öğretmen anlayabilir..başkakim dinler bu sesi.. bize doktor değil damdan düşen gerek, damdan düşen biri olarak öğretmenlerin daha nice damlardan düştüklerini anlatamam.. verilen emeğe saygısızlık, velilerden hatta küçücük çocuklardan gördüğümüz saygısızlık aldı başını gidiyor. işini yapmayan, bol not verip keyfine bakan ,öğretmekle uğraşmayan öğretmenler şimdi öğretmeye çalışanlardan daha değerli. o yüzden insanların öğretmenlere bakış açısı bu şekilde, kendi elleriyle öğretmenleri işlerini düzgün yapmaktan soğutan, yatmaya iten veliler sayesinde bu önyargı böyle..

YORUM YAZ