Martin Luther King Hayatı

Martin Luther King Hayatı
  • 18.06.2013

Martin Luther King Kimdir, Martin Luther King Hayatı

Martin Luther King, Jr. (d. 15 Ocak 1929. Atlanta. Georgia – ö. 4 Nisan 1968. Memphis, Tennessee, ABD), 1950’lerin or­talarından, beyaz bir suikastçı tarafından öldürülmesine değin ABD’de Medeni Hak­lar Hareketi’ne öncülük eden Siyah Baptist din adamıdır. 1964’te Nobel Barış Ödülü’nü almıştır. 1986’da ABD Kongresi her ocak ayının üçüncü pazartesi gününü King’in onuruna ulusal bayram ilan etmiştir.

Din adamları yetiştirmiş Güneyli bir Siyah aileden geliyordu; hem babası hem de anne­sinin babası Baptist rahibiydi. On beş yaşındayken Atlanta’da Morehouse College’da yetenekli çocuklar için hazırlanmış özel bir eğitim programına katıldı. Başlan­gıçta tıp ve hukuka ilgi duyduğu halde babasının da isteğine uyarak din adamı olmaya karar verdi. 1948’de Chester’daki Crozer İlahiyat Okulu’na (Pennsylvania) girdi, 1951’de bu okulu bitirdi. Önce çağdaş Protestan ilahiyatçılar ile Mohandas Karamçand Gandhi’nin pasif direniş felsefesiy­le tanıştı. Bu arada öğrenci temsilcisi seçildi ve sınıf birincisi olarak mezun oldu. Boston Üniversitesi’nde başladığı doktora çalışma­sını 1955’te tamamladı. Burada kendi dinsel ve ahlaki eğilimlerine bir temel arayarak insanın Tanrı’yla ilişkisi üzerinde yoğunlaş­tı. Doktora tezi “A Comparison of the Conceptions of God in the Thinking of Paul Tillich and Henry Nelson Wieman” (Paul Tillich ve Henry Nelson Wieman’ın Düşün­celerinde Tanrı Kavramının Karşılaştırma­sı) daha çok Reinhold Niebuhr’un etkilerini taşıyordu. King’e göre Tanrı edimli ve kişisel bir varlıktı: İnsanın kurtuluşu ne Walter Rauschenbusch’un öngördüğü gibi toplumsal ilerleme, ne de Wieman’ın sa­vunduğu gibi tek başına us aracılığıyla gerçekleşebilirdi. Tanrı’nın yol göstericiliği­ne inanmak zorunluydu.

martin-luther-kingKing Boston’dayken New England Konservatuvan’nda okuyan Alabamalı Coretta Scott’la tanıştı. 1953’te evlenen çiftin dört çocuğu oldu. Montgomery’de (Alabama) yurttaş haklarını savunan küçük bir grup belediye otobüslerindeki ırk ayrımcılığını protesto kararı aldıklarında. King bir yılı aşkın süredir Dexter Caddesi Baptist Kili­sesi’nin vaizi olarak görev yapıyordu. 1 Aralık 1955’te otobüste yerini bir beyaza vermeyi reddeden Rosa Parks kentin ay­rımcı yasasını ihlal ettiği için tutuklandı. Montgomery’nin ayrımcı taşıma sistemini boykot etmek amacıyla Montgomery’yi Ge­liştirme Derneği ni kuran Siyah eylemciler King’i başkan seçtiler.

King’in konuşmaları ve tutumu. ABD toplumu için yepyeni bir sesi, etkileyici bir kişiliği, yurttaş hakları mücadelesinde yeni ve dinamik bir öğretiyi simgeliyordu. Evi­nin dinamitlenmesine ve ailesinin güvenli­ğinin tehdit altında olmasına karşın King zafere olan inancını korudu. Montgomery’ nin Siyah yurttaşları bir yıl kadar sonra kent otobüslerindeki ayrımcı uygulamayı kaldırt­mayı başardılar.

Montgomery eylemini basamak yapabil­mek için bir kitle hareketi gerektiğini kav­rayan King, Güney Hıristiyan Önderliği Konferansı’nı (SCLC) kurarak hem bütün Güney ölçeğinde, hem de ulusal düzeyde siyasal bir platform elde etti. Ülkenin her yerinde konferanslar verdi. Siyahların so­runlarını ülke içinde ve dışında medeni haklar savunucuları ve dinsel önderlerle tartıştı. Gana ve Hindistan’a giderek devlet başkanlarıyla görüştü. Şubat 1959’da arka­daşlarıyla birlikte Hindistan başbakanı Nehru tarafından kabul edildi. Satyagraha (şiddete başvurmaksızın direnme) konusun­da Gandhi’nin müritleriyle yaptığı görüşme­ler sonucunda baskı altındaki halkların bağımsızlık mücadelesinde en etkili silahın pasif direniş olduğu inancını pekiştirdi.

1960’ta doğum yeri olan Atlanta’ya gitti. Orada babasının yanında Ebenezer Baptist Kilisesi’nde vaizliğe başladı. Bu görevinde de zamanının çoğunu Güney Hıristiyan Önderliği Konferansı’na ve yurttaş hakları hareketine ayırdı. Kentteki öğrencilerin oturma boykotunu destekleyerek görüşleri­ni yaşama geçirdi. Ekim sonlarında 33 gençle birlikte, Atlanta’da bir alışveriş mer­kezinin kafeteryasında uygulanan ırk ayrı­mını protesto ederken tutuklandı. Suçsuz bulunmasına karşın, birkaç ay önce işlediği önemsiz bir trafik suçu dolayısıyla gözetim altında bulunduğu dönemde yasaları çiğne­diği gerekçesiyle Reidsville Eyalet Hapisha- ne’sine gönderildi. Dava ulusal çapta yankı uyandırdı. King’in güvenliğinden büyük kaygı duyuluyordu; ayrıca Georgia eyalet yönetiminin hukuk kurallarını hiçe sayması ve Başkan Dwight Eisenhower’m olaya müdahale etmemesi büyük tepki uyandırdı. King ancak Demokrat başkan adayı John F. Kennedy’nin araya girmesiyle serbest bıra­kıldı. Kennedy’nin bu davranışının ülkenin her yerinde Siyahlarca yüceltilmesi, sekiz gün sonra yapılan seçimlerde küçük bir oy farkıyla başkan seçilmesine önemli katkıda bulundu.

1960-65 arasında King’in etkinliği doruğu­na ulaştı. Oturma boykotu, protesto yürü­yüşü gibi barışçı eylem biçimleri ona ülke­nin her yerinde Siyah ve beyaz birçok liberalin yanı sıra Kennedy ve Lyndon B. Johnson gibi başkanların da desteğini ka­zandırdı. King ve arkadaşlarının bazı giri­şimleri de başarısızlıkla sonuçlandı; örneğin 1961-62 yıllarında Albany’de (Georgia) parklarla halka açık öteki yerlerde ayrımcı uygulamaları kaldırma hedefine ulaşamadı.

1963 ilkbaharında Birmingham’da (Alaba­ma) King’in iş arayanlara ve kafeterya müşterilerine karşı uygulanan ırk ayrımcılı­ğına karşı açtığı kampanya sırasında göste­riciler üzerine polis köpeklerinin sürülmesi ve basınçlı su sıkılması ülke çapında yankı uyandırdı. King okul çağındaki yüzlerce çocuğun yanı sıra çok sayıda yandaşıyla birlikte hapse atıldı. Ama Birmingham’daki Siyah din adamlarının hepsi King’i destekle­miyordu. Ayrıca bazı beyaz papazlardan da sert tepkiler geliyordu. King, Birmingham cezaevinde kaleme aldığı ünlü mektubunda barışçı eylem felsefesini şöyle dile getirdi: “Şiddete başvurmayan doğrudan eylem, yaratmayı amaçladığı bunalım ve gerilim yoluyla, ısrarla müzakere masasına oturma­ya yanaşmayan toplumu sorunla yüz yüze gelmeye zorlar. Sorunu daha fazla göz ardı edilemeyecek biçimde dramatik duruma sokar. Acı deneyimlerimizden biliyoruz ki, ezenler özgürlüğü asla gönüllü olarak ver­mezler; ezilenlerin özgürlüğü istemesi gerekir.”

Birmingham kampanyasının sonuna doğru King, barışçıl bir değişim için değişik güçleri bir araya toplamak, ülkeye ve dünyaya ABD’de ırk sorununu çözmenin önemini kanıtlamak amacıyla öteki medeni haklar önderleriyle birleşerek tarihsel önem taşı­yan Washington Yürüyüşü’nü örgütledi. 28 Ağustos 1963’te, 200 bini aşkın beyaz ve Siyah, Lincoln Anıtı’nm altında toplanarak yasa önünde tüm yurttaşlara eşitlik tanın­masını istedi. King’in “Bir düşüm var” cümlesiyle belleklere yerleşen ünlü konuş­ması topluluğun heyecanım doruğa ulaştırdı. Medeni Haklar Hareketi’nin yükselmesi King’in umduğu gibi kamuoyunu derinden etkiledi ve Medeni Haklar Yasası’nın (1964) kabul edilmesini sağladı. Bu yasa federal hükümeti kamuya açık yerlerde, kamu tesislerinde ve işyerlerinde ırk ayrım­cılığını sona erdirmekle yükümlü kılıyordu. Bu olaylı yıl King’in aralık ayında Oslo’da Nobel Barış Ödülü’nü almasıyla doruğuna ulaştı.

Medeni Haklar Hareketi içinden King’in mücadele anlayışına karşı ilk muhalefet işaretleri federal bir seçmen yasasının ge­rekliliğini vurgulamak üzere Mart 1965’te Selma’da (Alabama) yapılan gösteriler sıra­sında ortaya çıktı. King, Selma’dan Montgomery eyalet meclisi binasına kadar düzen­lediği yürüyüşün başına geçmedi. Eyalet polisi göstericileri cop ve gözyaşı bombala­rıyla durdurdu. Bunun üzerine King, fede­ral mahkemenin uyarısına ve Washington’ın engelleme çabalarına karşın ikinci bir yürü­yüş düzenlemeye karar verdi. Onun önder­liğindeki 1.500 kişilik bir grup Selma’nın dışındaki Pettus Köprüsü’nden yürüyüşe geçti, ama eyalet polisinin kurduğu bir barikatla karşılaştı. King yola devam ede­rek polisle çatışmak yerine, izleyicilerinden diz çökerek dua etmelerini istedi, sonra da beklenmedik biçimde topluluğu geri dön­dürdü. Bu karar, onu çok ihtiyatlı bulan birçok genç radikalin desteğini yitirmesine yol açtı. Selma olayıyla birlikte, federal ve yerel yetkililerle “uzlaştığı” yönünde bir kuşku da doğdu. King bu iddiayı şiddetle reddettiyse de inandırıcı olamadı. Ama bütün ülke ayağa kalkmış ve 1965 Seçmen Haklan Yasası kabul edilmişti. Daha ciddi ilerlemelerin sağlanamaması­nın yol açtığı sabırsızlık ülke çapında Siyah­lar arasında kavgacı eğilimlerin güçlenmesi­ne neden oldu. Özellikle büyük Kuzey kentlerinin kenar mahallelerinde King’in şiddet karşıtı dinsel felsefesi sorgulanmaya başladı. Ağustos 1965’te Los Angeles’ta, Watts’ta patlak veren olaylar kentlerde ırk sorununun ne kadar yoğun olduğunu gös­terdi. Gettolardan yükselen Siyah muhale­feti göğüsleyebilmek için King ve yandaşları 1966 başlarında Chicago’da ırkçılığa karşı bir hareket başlattılar, ilk hedefleri konut­larda uygulanan ayrımcılıktı. İlkbahar ve yaz boyunca süren mitingler, yürüyüşler ve gösteriler sonunda Siyahlar, liberaller ve işçi örgütlerinden oluşan bir koalisyon ile belediye arasında bir Doruk Anlaşması imzalandı. Ama konut alanındaki yasa ve kuralların . uygulanmasını sağlamak üzere çeşitli önlemler alınmasını öngören bu an­laşma çok etkili olmadı. King’in Chicago kampanyası bir yandan Belediye Başkanı Richard J. Daley’nin etkili muhalefeti, öbür yandan da Kuzeyli ırkçılığının yol açtığı sorunlar yüzünden başarısız oldu. Ama gerek Ilünois’da, gerekse Mississippi’de genç Siyah militanlar artık King’e açıkça karşı çıkıyordu. King’in buna tepkisi, halkı­nın ilerlemesini ırkçılıkla aynı ölçüde engel­leyen başka sorunları da içine alacak biçim­de yaklaşımını genişletmek oldu. 4 Nisan 1967’de, New York kentindeki Riverside Kilisesi’nde ve gene aynı kentte 15 Nisan’da düzenlenen dev bir banş mitinginde King Vietnam Savaşı’na kesin olarak karşı oldu­ğunu açıkladı. Daha geniş bir tabana ses­lenebilmek için ırk farkı gözetmeksizin bütün yoksulları birleştirmeye çalıştı. Kapı­cılardan hastane çalışanlarına, mevsimlik işçilerden Apalaş yoksullarına, öğrenci mili­tanlardan barışçı aydınlara kadar geniş bir kesime seslenen bir tür popülizme yöneldi. Geçmişte küçük küçük reformlarla yetinme­yi amaçlarken artık bütün toplumun yeni­den kurulması, değerlerde bir devrim yapıl­ması gerektiğine inandığını söylemeye baş­ladı. Ama bu sözleri ve buna koşut çabaları toplumun hiçbir kesiminden fazla destek görmedi.

King’in Washington’a kadar sürecek bir Yoksul Halk Yürüyüşü düzenleme tasarısı 1968 baharında temizlik işçilerinin grevini desteklemek üzere Memphis’e (Tennessee) gitmesi nedeniyle ertelendi. Burada 4 Nisan günü arkadaşlarıyla birlikte kaldığı otelin balkonunda keskin nişancı bir katilin kurşunlarıyla öldürüldü. 10 Mart 1969’da tutuklanan beyaz katil James Earl Ray cina­yet suçunu kabul ederek 99 yıl hapse mahkûm oldu. King’in ardından SCLC başkanlığına Rahip Ralph David Abernathy getirildi. Örgüt King’in felsefesini sürdür­mesine karşın, çeşitli bölünmelerin de etki­siyle zayıfladı. Siyah kitleleri uyandırmayı ve eyleme geçirmeyi başaran King’in müca­deleye en büyük katkısı beyaz Amerikalıların vicdanına seslenerek, Washington üze­rinde siyasal bir ağırlık kurabilmesiydi. Ama Güney’in ayrımcı yasalarım kırmayı başaran stratejisi başka yerlerdeki daha karmaşık ırk sorunlarını çözmeye yetmedi. Hareketi barışçı yoldan saptırmamaktaki kararlılığına ve ABD’de herkesin bir gün ırksal ve ekonomik eşitliğe kavuşacağı inan­cını yitirmemesine karşın King ne kendi önderliğinin ne de uğrunda savaştığı amaç­ların bugünden yarına sonuç vermesini bek­lemiyordu.

Başlıca eserleri arasında Stride Toward Freedom: The Montgomery Story (1958; Özgürlüğe Uzun Adımlar: Montgortıery Öyküsü), Why We Can’t Wait (1964; Neden Bekleyemeyiz), Where Do We Go From Here: Chaos or Commurıity? (1967; Bu Yol Nereye Çıkacak: Kaosa mı, Bera­berliğe mi?) sayılabilir. Martin Luther King Hayatı ve eserleri hakkında bilgiler aktardık.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ