Kamu İktisadi Teşebbüsleri Nedir

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Nedir
  • 27.04.2013

Kamu iktisadi teşebbüsleri nedir

Kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT), tümü ya da bir bölümü devlete ait olan ve yetkili bir kamu kuruluşunun denetiminde çalışan iktisadi işletmeler. Bir hizmet ya da ürünün toplumsal gerekçelerle bir devlet tekelince sağlanması gerekli görüldüğünde, ilgili işletmeler KİT olarak düzenlenir. Kamu hizmetleri (havagazı, su, elektrik vb), radyo ve televizyon yayıncılığı, telekomünikasyon ve belirli ulaşım biçimleri genellikle KİT’ lerce sağlanan bu tür hizmetler arasındadır.

Bu hizmetlerin KIT’lerce yerine getirilme­si Avrupa ülkelerinde ve bazı başka ülke­lerde yaygın bir uygulamadır. ABD’de ise genellikle özel şirketlerin bu tür hizmetleri sıkı yasal düzenlemelere bağlı olarak sağlamalarına izin verilir. Sosyalizmin değişik türlerini benimseyen ülkelerde en azından demiryolları, kömür madeni işletmeciliği, çelik sanayisi, bankacılık ve sigortacılık gibi sanayiler ulusallaştırılmış, silah ve uçak yapımı gibi bir grup sanayi ise genellikle stratejik gerekçelerle kamu kesimine sokulmuştur. Bağımsızlığını görece yeni kazan­mış ve azgelişmiş birçok ülkede de çok geniş bir kamu iktisadi teşebbüsleri kesimi vardır. 1980’lerin ortalarından bu yana bütün dün­yada gitgide yaygınlaşan özelleştirme eğilimi 1990’ların başlarında, Avrupa’nın merkezî planlamadan piyasa ekonomisine geçmeye çalışan eski sosyalist ülkelerini de içine almıştır. Bununla birlikte Avrupa’da ağır basan model hâlâ KİT’lerle özel şirket­lerin yan yana çalıştığı bir karma ekono­midir.

20. yüzyıl başlarında Büyük Britanya’ da posta, gaz, su, elektrik, silah üreti­mi ve Londra limanı kamu kesimine aitti. Daha sonra kamu ulaşımı, sivil havayol­ları ve Londra yolcu taşımacılığının da eklenmesiyle devlet kesiminin rolü belirgin biçimde genişledi. İşçi Partisi’nin iktidarda bulunduğu 1946-50 arasında kömür maden­ciliği, demir-çelik sanayisi, gaz sanayisi, demiryolu ve uzun yol taşımacılığım kapsa­yan geniş bir ulusallaştırma programı uygu­landı. 1953’te özel sektöre devredilen çelik üretimi, 1967’de yeniden ulusallaştınldı. 1970’lerde mali sorunlarını çözemeyen Rolls-Royce ve British Leyland gibi şirket­ler, gerek istihdam düzeyini korumak, ge­rekse savunma ve öteki ulusal öncelikler açısından önem taşıyan etkinlik kollarının yok olmasını önlemek için kamu mülkiyeti altına alınarak hükümetçe kurtarıldı. Savaş sonrasında Fransız hükümeti de dört banka, 34 sigorta şirketi, birkaç mali kuruluş ve içlerinde Renault Motor Fabrikası’mn da bulunduğu bir dizi imalat sanayisi işletmesi­ni kapsayan benzer ve geniş bir ulusallaştır­ma programı uyguladı. 1980 seçimleriyle işbaşına gelen sosyalist hükümet 1986’ya değin süren yeni bir ulusallaştırma atılımına girişti.

ABD’de kamu iktisadi teşebbüslerinin sa­yısı azdır, ama bu tür girişimlerin dünya çapındaki örneklerinden birini oluşturan Tennessee Vadisi İdaresi (TVA), 1933’te bu ülkede kurulmuştur. Önceleri federal devletin yürütme organına bağlı olarak çalışan ABD posta servisi de 1970’ten bu yana devlet işletmesidir.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin tanımında kamu yararına çalıştırılma amacı vardır. Bu da bir dizi örgütsel ve ticari sorun doğurur. Yeterli yönetsel özerklik ile sıkı siyasal denetim zorunluluğunu bağdaştırma güçlü­ğü, bunlardan biridir. İngiltere’de yaygın olan kamu tüzel kişisi {public corporation) biçimi, bu kuruluşun yetkilerini, yönetim yapısını ve hükümet organlarıyla ilişkilerini tanımlayan özel bir yasaya göre oluşturul­muş, başka ülkelerde de geniş ölçüde be­nimsenmiştir. Tüzel kişilik olarak yasal varlığı bulunan bu kuruluşun sermaye ge­reksinmeleri devlet hazinesince karşılanırsa da, cari giderlerini kendi olağan ticari işlemleriyle karşılaması beklenir. Çalışanlar devlet memuru sayılmaz; üst yöneticiler çoğunlukla sorumlu bakan tarafından ata­nır. Bazı ülkelerde görülen bir başka yöne­tim biçimi de, hisselerinin tümü ya da bir bölümü devlete ait olan, öbür özellikleriyle ise sıradan bir anonim şirketten farklı olmayan devlet şirketleridir.

KİT’lerin uzun vadede kendi giderlerini karşılaması amaçlanırsa da fiyat politikalannda bu amaçla çelişen siyasal sınırlamalara bağlı olabilirler. Buna karşılık toplumsal nedenlerle, rakiplerinin kullanamadığı gizli sübvansiyonlardan ya da ek koruyucu ön­lemlerden de yararlanabilirler. Bu etkenler, kuruluşun olağan ticari işleyişini bozabilir ya da yönetimde karışıklığa yol açabilir. Bir ölçüde bu tür ticari olmayan kaygılar yüzün­den KİT’ler etkinlikten çok uzak görünebi­lir ve ekonomik koşullann zor olduğu dönemlerde kamu kaynaklarını zorlayabilir­ler. Gene de bir kamu iktisadi teşebbüsün­de etkinliğin ölçülmesi güçtür. Demir ya da çelik gibi başka ürünlerle rekabet eden pazarlanabilir bir ürün söz konusu olduğun­da, kâr gibi olağan bir ticari ölçüt KİT’lerin başarısı için de uygulanabilir. İktisatçılar, tekel gücünden yararlanan kamu hizmetle­rinde başarıyı ölçmek için maliyet-fayda analizi gibi kavramlar geliştirmişlerdir. Son yıllarda gelişmiş dünyadaki birçok devlet işletmesine hem toplumsal, hem de ticari sorumlulukları göz önünde bulunduran mali hedefler verilmiştir.

Türkiye’deki uygulama. Özel sektörün fi­nansmanı amacıyla Türkiye İş Bankası’nın kurulması, Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi, sanayi kuruluşlan oluştura­rak bankacılık ve ticaret yapmak için Türki­ye Sanayi ve Maadin Bankası’nm kurulması 1920’lere rastlar. Ama Türkiye’de KİT sistemi, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı çerçeve­sinde 3 Haziran 1933’te Sümerbank’ın ku­rulmasıyla oluşmaya başladı. Sümerbank’ı 1935’te kurulan Etibank izledi. 1938’de çıkanlan 3460 sayılı yasayla genel bir dü­zenlenmeye gidilerek Sümerbank, Etibank, TC Ziraat Bankası, Denizbank ve Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu bu yasaya bağlı kılındı; sonradan kurulan iktisadi devlet teşekkülleri de yasa kapsamına alındı.

KİT deyimi Türkiye’deki mevzuata ilk kez 1961 Anayasası’yla girdi; bu anayasanın 127. maddesinde “Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce denetlenmesi kanunla düzenlenir,” hükmü­ne yer verildi. 17 Haziran 1938 tarihli ve 3460 sayılı yasada ise doğrudan KİT kavra­mı kullanılmamakla birlikte, “Sermayesinin tamamı Devlet tarafından verilmek suretiy­le kurulan ve bu kanun hükümlerine tabi tutulması kendi kanunlarında yazılı bulunan İktisadi Devlet Teşekkülerinin teşkilatıyla idare ve murakabeleri bu kanuna .göre tanzim ve icra olunur,” deniyordu. KİT’in doğrudan ilk tanımı 1964’te çıkarılan 468 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Türki­ye Büyük Millet Meclisi’nce Denetlenmesi­nin Düzenlenmesi hakkındaki yasada veril­di. Bu yasanın 4. maddesiyle, “Ödenmiş sermayelerinin yarısından fazlası kamu tü­zel kişilerince sağlanmış olan kurumlar; bu kurumların ödenmiş sermayesinin yarısın­dan fazlasını sağlamış olduklan diğer ku­rumlar, sayılanlardan olmamakla beraber kendilerine bazı kamu yetki ve görevleri verilmiş olup galip vasıfları bu kamu hizme­tini yürütmek olan ve kamu kurumu niteli­ğindeki meslek kuruluşlarından olmayan özel kanunlara tabi kurumlarla İller Banka­sı kamu iktisadi teşebbüsü” sayıldı. 1982 Anayasasının 164. maddesinde ise KİT’ler sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları biçiminde tanımlandı.

Özellikle 24 Ocak 1980 sonrasında “ser­best piyasa ekonomisini” geliştirmeye yöne­lik karar ve politikalara koşut olarak KİT’ lerde yeni düzenlemelere gidildi. KİT’lerin bağlı olduğu 440 sayılı yasa, 60 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile değişti­rildi; bunu 19 Ekim 1983 tarihli ve 2929 sayılı yasa, 233 sayılı KHK ve 2 Nisan 1987 tarihli ve 3346 sayılı yasa izledi. 233 sayılı KHK’de KİT’ler sınıflandınldı ve iktisadi devlet teşekkülleri (İDT) ile kamu iktisadi kuruluşları (KİK) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Ayrıca müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletme sınıflandırması yapıldı. İDT sermayesinin tamamı devlete ait, eko­nomik alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsü, KİK ise sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarla­mak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsü olarak tanımlandı. İDT’lerin bankacılık alanında, sermayelerinin en az yüzde 9rinin devletin olması koşuluyla anonim şirket biçiminde de kurulabileceği kabul edildi. Sermayesi­nin tamamı bir IDT’ye ait olup, ona bağlı işletme ya da işletmeler topluluğu “müesse­se”, sermayesinin yüzde 50’sinden fazlası İDT ya da KİK’e ait olan işletme ya da işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler “bağlı ortaklık”, müessese ve bağlı ortaklıkların mal ve hizmet üreten fabrika ve öteki birimleri “işletme”, İDT’lerin, KİK’lerin ya da bağlı ortaklıkların sermaye­lerinin en az yüzde 15’ine, en çok yüzde 50’sine sahip bulundukları anonim şirketler “iştirak” olarak tanımlandı. 233 sayılı KHK’de ayrıca KİT’lerin özelliklerine ve yönetimlerine değinildi; serbest piyasa ko­şullarına uyum sağlamalarına yönelik deği­şiklikler getirildi. Daha sonra da 3291 sayılı yasanın verdiği yetkiye dayanılarak bazı KİT’lerin işletmecilik bölümünün 1988 ve 1989’dan geçerli olmak üzere özelleştirilme­sine karar verildi.

233 sayılı KHK kapsamına giren kuruluş­lardan TC Ziraat Bankası, Türkiye Selüloz ve Kâğıt Fabrikaları (SEKA), Türkiye Çi­mento Sanayi TAŞ, Türkiye Demir Çe­lik İşletmeleri, Türkiye Petrolleri AO (TPAO), Türkiye Gübre Sanayii AŞ (Azot Sanayii AŞ), Türkiye Taşkömürü Kurumu, Devlet Malzeme Ofisi, Türkiye Şeker Fabri­kaları AŞ, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), Halk Bankası AŞ, Tür­kiye Kömür İşletmeleri, Et ve Balık Kuru­mu, Toprak Mahsulleri Ofisi, Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayii TAŞ, Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Orman Ürünleri Sanayii Kurumu, Türkiye Emlak Bankası AO, Türkiye Gemi Sanayii AŞ, İDT statüsündedir. İkinci grupta da Türkiye Elektrik Kurumu, TCDD, PTT, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlü­ğü, THY, ÇAY-KUR, Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ise KİK konumundadır. Bu kararnameye bağlı olmayan KİT’ler Ata­türk Orman Çiftliği, Türkiye İhracat Kredi Bankası AŞ (Türk Eximbank), Türkiye Kalkınma Bankası, Ereğli Demir Çelik Fab­rikaları TAŞ, İller Bankası, İller Bankası Genel Müdürlüğü ile il özel idareleri ve belediyelerin sermayelerinin yarısından faz­lasına tek başına ya da birlikte sahip olduk­ları iktisadi teşebbüsler, SSK, TC Emekli Sandığı, Bağkur, TRT ve Milli Piyango İdaresi’dir. İDT statüsündeki Petroİcimya AŞ (PETKİM), Sümerbank. ve Etibank özelleştirme aşamasındadır; özelleştirme sü­recindeki Turizm Bankası AŞ’nin (TUR­BAN) işletmecilik bölümü 1989’da Kamu Ortaklığı İdaresi’ne, bankacılık bölümü ise Türkiye Kalkınma Bankası’na devredil­miştir.

Türkiye’de KİT’ler tarım, madencilik, imalat, enerji, ulaştırma-haberleşme, fi- nans, ticaret ve hizmetlerin yanında inşaat, turizm ve sosyal güvenlik gibi çok çeşitli sektörlerde etkinlik göstermektedir. Özel­likle madencilik, demir-çelik, alüminyum, petrol, petro-kimya, elektrik enerjisi, loko­motif, vagon, ulaştırma ve haberleşme hiz­metleri üretiminde tekel ya da başat durum­dadırlar. Tekstil, çimento, traktör, et gibi malların üretiminde ise payları çok düşük­tür. 1984 ve 1985’te KİT sabit sermaye yatırımlarının kendi yarattıkları katma de­ğer içindeki payı Türkiye ortalamasının 2,5 katı üzerinde seyrederken 1986’da başlayan KİT sabit sermaye yatırımlarındaki gerile­me sonraki yıllarda da sürmüştür.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ