İttihat ve Terakki Cemiyeti Hakkında Bilgi

İttihat ve Terakki Cemiyeti Hakkında Bilgi
  • 09.10.2016

İttihat ve Terakki Cemiyeti Kuruluşu ve Özellikleri Hakkında Bilgi

İttihat ve Terakki Cemiyeti, sonradan ittihat ve terakki firkası, 1908 İhtilalini hazırlayan, II. Meşrutiyet döneminde de bazı aralıklar dışında 1918’e değin Osmanlı Devleti’ni fiilen yönetmiş olan siyasal cemi­yet ve partidir.

3 Haziran 1889’da Mekteb-i. Tıbbiye-i Şahane’de (Askeri Tıbbiye), İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Mehmed Reşid ve Konyalı Hikmet Emin adlı beş öğrenci tarafından İttihad-ı Osmani Cemi­yeti adıyla kuruldu. Bu gizli örgütün amacı, II. Abdülhamid’in baskı rejimine karşı mü­cadele etmekti. Cemiyet 1894’te etkinlikle­rini öğrenci çevresi dışına çıkartmaya karar verdi ve bu amaçla Paris’te bulunan Ahmed Rıza Bey ile ilişkiye geçti. 1895’te adı Osmanlı ittihat ve Terakki Cemiyeti olarak değiştirildi. 1895 Ermeni olayları sonrasında dışa dönük etkinliklere başladı. İstanbul’da afişler astı, bildiriler dağıttı. Aynı dönemde Paris’te merkez yayın organı olarak Meşve­retin ve Fransızca ekinin yayımına başlan­dı. Bunun üzerine önde gelen üyelerinden bazıları tutuklandı, Harbiye Mektebi’nden de çok sayıda öğrenci çıkarıldı.

Bundan sonra etkinlikler büyük çapta yurt­dışına kaydırıldı. Paris ve Cenevre merkez­leri dışında Berlin ve Londra şubeleri kuruldu, yayın çalışmalarına hız verildi, Mısır’da Mizan dergisini ve yönetim aleyhtan çok sayıda risale yayımlandı. Kasım 1896’da, Ahmed Rıza Bey’e karşı olan cemiyet merkezindeki üyeler birleşerek Mı­sır’dan Avrupa’ya gelen Murad Bey’i cemi­yet liderliğine getirdiler. Bu arada cemiyet İstanbul’da başarısız iki darbe girişiminde bulundu (1896, 1897); darbeciler tutuklan­dı. Murad Bey, büyük devletlerin de deste­ğini alarak siyasal bir çözüm aramayı kabul etti ve propagandasını bu alanda yoğunlaş­tırdı.

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı ve Osmanlı Devleti’nin savaştan zaferle çıkması, cemi­yet açısından büyük sorunları da beraberin­de getirdi. Padişah bu başarı sonucunda prestij kazanmıştı. Saray, bundan yararla­narak muhalif örgütleri yurda geri dönmeye iknaya çalıştı. Murad Bey başkanlığındaki Cenevre merkezi, uzun pazarlıklar sonu­cunda, Contrexeville’de 20 Temmuz 1897’de padişahın gönderdiği Ahmed Celaleddin Paşa ile anlaştı. Cemiyet üyeleri tarafından “mütareke” olarak adlandırılan bu uzlaşma sonrasında, Saray’ın reform yapma vaadine karşılık olarak bütün yayın çalışmaları durduruldu, başta Murad Bey olmak üzere çok sayıda üye yurda döndü. Anlaşmaya katılmayan Ahmed Rıza Bey ve arkadaşları ise yayın etkinliklerini sürdür­düler. Cemiyet bu dönemde fiilen bu grup tarafından temsil edildi. Saray’ın tüm çaba­larına karşılık Ahmed Rıza Bey, çeşitli Avrupa ülkelerinde konferans ve yayınlarla cemiyetin propagandasını yaptı. Padişahın reform vaatlerinden bir sonuç alınamaması, üstelik tutuklu öğrencilerin Trablusgarp ve Fizan’a sürgün edilmeleri üzerine etkinlik­ler yeniden canlandırıldı. Ama mali krizle ve Saray’ın Avrupa hükümetleri üzerindeki yoğun baskısıyla karşılaşan cemiyet merkezi 1898-99 yıllarında Padişah’la yeni pazarlık­lara girişti; bazı yöneticiler yurtdışındaki Osmanlı sefaretlerinde görev aldılar. Bu anlaşma yurtiçindeki şubelerde büyük bir çöküntüye yol açtı; bunlardan bazıları dağıldı.

Bu kritik durumda, iki olay örgüte canlılık getirdi. İstanbul’da baskıların yeniden art­ması üzerine, siyasal etkiye sahip önemli kişiler Avrupa’ya kaçarak cemiyete destek olmaya başladı. İkincisi, Padişah II. Abdül­hamid’in kız kardeşi ile evli olan Damat Mahmud Paşa, iki oğlu Sabaheddin ve Lutfullah beyleri de yanma alarak yurtdışı­na kaçtı ve bir süre sonra cemiyetin çalışma­larına katılarak parasal yardımlarda bulun­maya başladı. Bu katkılar cemiyetin çökün­tüyü atlatarak yeniden canlanmasını sağladıysa da, yönetim kadrosu büyük çapta değişti; bürokrasinin yüksek kademelerinde görev almış eski devlet adamları fiili yöneti­mi ele geçirdiler.

Sabaheddin ve Lutfullah beyler tarafından ortaya atılan “Jön Türk Kongresi” düşünce­si doğrultusunda 4-9 Şubat 1902 tarihleri arasında Paris’te toplanan kongrede büyük bir anlaşmazlık çıktı. Eski devlet adamları ile Sabaheddin ve Lutfullah beyler ve onları destekleyen Ermeni, Rum ve Arnavut tem­silciler kongreye, rejimi devirmek için Ber­lin Antlaşması’na (1878) taraf büyük dev­letlerin Osmanlı Devleti’ne müdahalesinin (temelde arzulanan İngiliz müdahalesiydi) sağlanması yolunda bir karar metni sundu­lar; Ahmed Rıza Bey ile Cenevre’den gelen Jön Türklerin itirazlarına karşın bu öneriyi kabul ettirdiler. Bu karar sonrasında cemi­yet kesin olarak ikiye ayrıldı. Sabaheddin, Lutfullah ve İsmail Kemal beyler ile Rum ve Ermeni üyelerden oluşan grup Osmanlı Hürriyetperveran Cemiyeti adında yeni bir örgüt oluşturdu; bunlar merkez yayın organını da ellerinde tuttular. Buna karşılık, Ahmed Rıza Bey ve ona katılan icraatçı kadro Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında yeni bir cemiyet kurdu ve yeni merkez yayın organı olarak Şûrayı Ümmet gazetesini çıkarmaya başladı.

Dış müdahale karşısındaki tavır konusun­da su üstüne çıkan ayrılığın başka temelleri de vardı. Bu ayrılmada, Ahmed Rıza Bey’in başını çektiği İttihat-Terakkici kanat, Türk­çü, merkezci, seçkinci-otoriter ve radikal reformlardan yana yönleriyle belirginleşiyordu. Prens Sabaheddin’in temsil ettiği kanatta ise bölgesel özerklik, yerinden yö­netim, bireysel girişim ve özgürlük temaları ağır basıyordu.

1902-06 dönemi oldukça sönük geçti; Os­manlı Hürriyetperveran Cemiyeti dağıldı, Terakki ve İttihat Cemiyeti ise özellikle 1905 ortalarına değin çalışmalarının ağırlığı­nı yayınlara verdi, yurtiçinde fazla bir etkinlik gösteremedi. 1905’te Erzincan’dan kaçarak Paris’e gelen Doktor Bahaeddin Şakir ve Doktor Nâzım beylerin çalışmala­rıyla cemiyet yeniden örgütlendi ve propa­ganda etkinlikleri hızlandırıldı. 1907’de, bir yıl önce Selanik’te kurulmuş olan ve subay­ların ağırlıkta olduğu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşildi. Böylece yurtiçindeki örgüt bir anda birkaç kat gelişme olanağı buldu. 1907 sonunda tüm muhalefet örgüt­lerinin katıldığı ikinci kongre gene Paris’te toplandı; bir ortak hareket komitesi kurul­duktan sonra tüm muhalefet örgütlerinin temel ilkelerde birlikte hareket etmesi ka­rarı alındı. Bundan sonra ihtilalci hareketin temel gücü Terakki ve İttihat Cemiyeti oldu.

1908’de cemiyet, kısa sürede, yurtiçinde etkinliğe geçme kararı aldı. İç merkez, özellikle Rumeli’deki teşkilatı köylere ka­dar yaydı, ordu birliklerinin çoğunda cemi­yet üyesi subaylar etkili duruma geldi. Bu sırada Rus çarı ile İngiliz kralının Reval’de yaptıkları görüşmede Osmanlı Avrupası’nın geleceğinin konuşulduğu haberleri üzerine cemiyet, eylemlerini hızlandırmaya karar verdi. Başta Selanik olmak üzere Makedonya’daki kentlerde, II. Abdülhamid yanlılarına karşı saldırılar düzenlendi; yoğun propaganda etkinlikleri başlatıldı. Enver ve Niyazi beyler, “milli tabur” adı verilen birlikler kurarak dağa çıktılar. Saray’ın olayları bastırmak için gönderdiği Şemsi Paşa Manastır’da öldürüldü; Osman Paşa dağa kaldırıldı. Cemiyet, Avusturya’nın izle­diği politikayı ve demiryolu siyasetiyle Arnavutluk’a sızma çabalarını protesto için Firzovik’de toplanan 20 bin kadar Arnavut’ un gösterisini Kanun-ı Esasi talebine çevir­meyi başardı. Cemiyet üyelerinin desteğiyle hemen tüm yerleşim birimlerinden Saray’a, Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe konmasını ve Heyet-i Mebusan’ın toplantıya çağrılmasını isteyen çok imzalı telgraflar gönderildi. 23 Temmuz’da İttihat ve Terakki, Manastır’da “Hürriyet” ilan etti. Bu gelişmeler üzerine Padişah istekleri kabul etmek zorunda kal­dı; bir irade ile Heyet-i Mebusan’ın toplan­ması için gerekenin yapılacağı ilan edildi. 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’in yeniden ila­nı ile cemiyet büyük bir saygınlık kazandı. Artık ondan “Cemiyet-i Mukaddese” (Kut­sal Cemiyet) adıyla söz edilmekte, şikâyet­ler idareye değil doğrudan cemiyete iletil­mekteydi. Birçok bölgede idarenin halk hareketlerini kontrol edememesi sonucunda cemiyet fiili bir güç olarak ortaya çıktı. Kısa süre içinde ülkenin dört bir yanında yeni şubeler kuruldu. Fiilen hükümetin üzerinde bir konuma gelen İttihat ve Terakki bir siyasal parti gibi çalışarak 1908 seçimlerini her yerde kazandı. Ama varlığını cemiyet olarak sürdüren örgüt yeni genel merkezini gene gizli bir toplantı ile seçmiş ve genel merkez üyelerini kamuoyuna açıklamamış­tı. Kısa süre sonra ise ittihat ve Terakki, tüm üyeleri kendi listesinden seçilmiş olan Heyet-i Mebusan’da muhalefetle karşılaştı. Sait Paşa kabinesi yerine kurulan Kâmil Paşa kabinesi, İttihatçılar ile mesafeli durup bazı konularda onların isteklerine karşı çıkınca güvensizlik oyu ile düşürüldü. Böy­lece İttihat ve Terakki siyasal sistem üzerin­deki egemenliğini ortaya koymuş oluyordu.

Muhalefet, 1909’da, 31 Mart Olayı sonra­sında İttihatçıları iktidardan düşürdüyse de, Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelip duru­ma el koyması sonucunda hem II. Abdülha­mid tahttan indirildi, hem de bir grup muhalif sindirildi. Daha sonra İttihat ve Terakki Hüseyin Hilmi Paşa kabinesini istifaya zorladı ve İbrahim Hakkı Paşa kabinesini kurdurdu. Sonraki Sait Paşa kabinesi de Cemiyet-Fırka istekleri çerçeve­sinde etkinliklerini sürdürdüyse de, İttihat­çılara karşı tertiplenen Halaskâr Zabitan hareketi sonrasında iktidar yeniden muha­liflerin eline geçti. Büyük Kabine (Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti) ve Kâmil Paşa hükümeti sonrasında, Balkan Savaşı’ nin dramatik gelişmelerinin ardından İtti­hatçılar 23 Ocak 1913’te Bâbıâli Baskını ile iktidarı tekrar ele geçirdiler, 11 Haziran 1913’teki Mahmud Şevket Paşa suikastı sonrasında muhalefeti tamamen sindirdiler. Talat Paşa’nın 27 Ekim 1918 tarihindeki istifasına değin ülkeyi tek parti rejimi altında yönettiler. 1913’ten sonra örgüt içinde yönetim Enver, Talat ve Cemal paşaların denetimine geçmişti.

Cemiyet, çeşitli alanlarda Türkçü, milliyet­çi, laik ve reformcu politikaların destekçisi oldu, bu eğilimi Balkan Savaşları’ndan son­ra daha da belirginleşti. Ziya Gökalp de 1916 ve 1917 kongreleri sonrasında genel merkez üyeliği yaptı. İttihat ve Terakki, 1918’deki olağanüstü kongresinden sonra kendisini feshederek Teceddüd Fırkası adı altında yeni bir paravan örgüt oluşturdu ve etkinliklerinin bir bölümünü bu yolla yurt­içinde sürdürmeye çalıştı. .Mütareke sonra­sında yurtdışına kaçan İttihatçı liderler, çeşitli ihtilalci örgütlerle işbirliği yaparak ittihat ve Terakki’yi yaşatmaya çalıştılar. İttihatçılann yerel kadroları ise çoğunlukla Milli Mücadele hareketine katıldılar. Mus­tafa Kemal, İsmet Bey (İnönü), Ali Fethi (Okyar), Kâzım Karabekir ve Mahmut Ce­lal Bey (Bayar) İttihat ve Terakki üyesiydi. 1926 İzmir Suikastı girişimi İttihatçılığın da sonu oldu. Çok sayıda önde gelen İttihatçı ölüm cezasına ya da ağır hapis cezalarına çarptırıldı; idam kararları infaz edildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti kuruluş tarihi etkileri amaçları ve İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında bilgiler aktardık.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ