Banka Nedir- Ne İş Yapar

Banka Nedir, Banka Ne İş Yapar Kısaca

banka, para ve para yerine geçen öteki menkul değerlerle iş yapan ve finans hiz­metleri sunan kurum. Mevduat alan ve borç veren bankalar kârlannı, yatınlan ve kredi olarak verilen paralara uygulanan faizler arasındaki farktan sağlarlar. Bankalar temelde, ticari bankalar ve mer­kez bankalan olarak ikiye aynlırlar. Tasar­ruf toplayan ve cari hesaplan tutan ticari bankalar borç verme, yatınm yapma, kişiler ve kurumlar arasında mali işlemleri kolay­laştıracak hizmetler sunma gibi işlevleri yerine getirir. Verdikleri borç ve krediler için belli bir faiz alan bankalar, öteki hizmetleri için de harç alırlar. Devletler arasındaki mali işlemleri yürüten merkez bankalan, içerde de para ve kredi politika- lannın düzenlenmesine ve uygulanmasına aracıhk ederler. Ayrıca bir mali bunalım sırasında ticari bankalann borç almak için en son başvurabilecekleri merci görevini görürler. Merkez bankalan, bu temel etkin­liklerinin yanı sıra, resmî banka sigortası aracılığıyla mali sistemin güvencesi olarak önemli bir psikolojik rol oynarlar. Merkez bankalannın aracılık ve sigorta işlemlerin­den aldığı harçlar devletlere büyük bir kazanç sağlar.

BANKACILIĞIN GELİŞİMİ. İlk bankalar yal­nızca madeni paraların değerini denetleyen ya da değişik ülkelerin paralarını birbiriyle değiştiren kurumlardı. Rönesansm başlann- da yeni ticaret yollannın açılmasıyla birlik­te, bankerler, oluşturduklan temsilcilerin ödeme yapmasını sağlayarak, parayı gerçek anlamda taşımaksızın bir yerden başka bir yere aktarmanın çeşitli yöntemlerini geliştir­diler. Başlangıçta bankalar para ve öteki değerli mallan yalnızca saklamak üzere kabul ederlerdi. 17. yüzyıla doğru Londra bankerleri mo­dern bankacılığın temellerini attılar. Bu bankerler döviz alışverişi yapmaya ve para çekmek amacıyla faiz ödemeye başladılar.

En önemlisi belirli bir zaman içinde mevdu­at sahiplerinin yalnızca küçük bir bölümü­nün paralannı çekmelerinden yararlanarak, ellerindeki mevduatın geri kalan bölümüyle başkalanna faizle borç verme yöntemini buldular. Bu arada kişiler ve şirketler arasında birbirlerine kaynak aktarmak için bankalar aracılığıyla yazılı poliçeler kullan­ma alışkanlığı gelişti. Bankalar bu tür hesap sahiplerine kredi limitlerinin üzerinde poli­çeler vererek ve banknot basarak açıktan borç verme uygulamasını başlattılar. Bu yöntemler piyasadaki para arzını artırmak gibi pratik bir sonuç doğurdu. Zamanla birçok ülkede para basma işlevini ticari bankalann yerini alan merkez bankaları üstlendi.

BANKACILIK SİSTEMLERİ. Ulusal bankacı­lık sistemleri açısından iki uç örnek ABD ve İngiltere’dir. ABD’de birim sistemi, İngilte­re’de şube sistemi egemendir. ABD’nin kuruluş yıllanndaki dağınık yerleşme biçi­mi, mali gücün tek merkezde toplanmasına karşı duyulan hoşnutsuzluğun da etkisiyle, yerel bankalann hızla çoğalmasına yol açtı. Ama zamanla kırsal bankalar büyük ve karmaşık işlemler için kentlerdeki muhabir bankalara bağlanma yoluna gitti. Katı birim bankacılığı giderek yumuşamakla birlikte, ABD’de eyaletler arası şube bankacılığı hâlâ çok sınırlıdır. Kimi eyaletler kendi içlerinde bile şube bankacılığına izin verme­mektedir.

İngiliz bankacılığına ise birçok şubeleri olan dört büyük banka egemendir. İngilte­re’nin küçük bir ülke oluşu, etkili ulaşım ve iletişim ağlarının erken bir tarihte gelişmiş olması ve bankaların iflas durumunda so- rumluluklann ve riskin çok sayıda ortak arasında paylaştınlmasına olanak sağlayan anonim şirket biçiminde kurulmasını des­tekleyen yasal düzenlemeler, İngiltere’de şube bankacılığının yerleşmesinde etkili ol­muştur. Hindistan dışında İngiliz Uluslar Topluluğu üyesi ülkelerin çoğu, şube ban­kacılığı sistemini benimsemiştir. Buna kar­şılık birçok Avrupa ülkesi, Japonya ve Hindistan, Amerikan ve İngiliz modelleri arasında çeşitli yollar izlemeyi seçmişlerdir. Eskiden SSCB’de ve Doğu Avrupa ülkele­rinde bankalar para yaratamaz, yalnızca kişiler ve kamu kuruluşlan arasındaki mali işlemleri yürütür; tasarruflarla vergi ve harç gibi ödemeleri kabul ederlerdi. Bu ülkeler­de bankalar müşterilerden yalnızca sunduk- lan hizmetlerin giderlerini karşılamak için çok az bir faiz alırlardı. Sovyet bankacılığı, merkezî planlamanın gerektirdiği disiplin doğrultusunda, son derece merkezî bir yapı gösteriyordu. Buna karşılık Doğu Avrupa ülkeleri yan-özerk bölgesel bankacılık sis­temlerini de denemişlerdi. Sosyalist ülke­lerde 1980’lerin sonlannda ortaya çıkan değişiklikler, pazar ekonomisine geçiş ça- balanna paralel olarak, bankacılık sistem­lerinde de köklü değişmelere yol açtı. BANKACILIK İŞLEMLERİ. Bankacılığın te­mel özelliği, kredi yoluyla ya da hükümet karanyla para arzı yaratabilmeleridir. Yatı­nm bankalan, emlak kredisi bankaları ve tasarruf bankaları türünden finans kuruluş­lan para yaratamazlar; yalnızca başkalann- dan ödünç aldıklan paralan borç olarak başkalarına verebilirler. Ticari bankalar ise mevduatlarının yalnızca bir bölümünü nakit ya da gerektiğinde kolayca nakde çevrilebi­len kısa dönemli ve güvenilir devlet tahvili, senet gibi değerli kâğıtlardan oluşan likit- nakit olarak ellerinde tutarlar. Böylece bu bankalar mevduat sahiplerine hesaplannda- ki miktann üzerinde kredi sağlayarak borç verirler. Bu, uygulamada açık çek gibi kabul edilir. Bu durumda söz konusu işlemi yansıtan çekler, başka bankalar tarafından, gerçekte yatınlmış miktarın üzerinde olma- lanna karşın kabul edilebilir. Borç kullana­rak yapılan ödemelerin büyük bölümü ban­kalara mevduat olarak döndüğünden, bu kredi sistemi kendi kendini besleyerek işler. Bankalar, hesap sahiplerinin sisteme duy­dukları güvenle ayakta dururlar. Hiçbir banka bütün müşterilerine hesaplarındaki bütün paraları aynı anda verebilecek güçte değildir. Böyle bir talebin gerçekleşmesi halinde ortaya çıkacak olan mali bunalım ekonomik bunalıma dönüşebilir. Birçok ülkede ticari bankalar daha az riskli olan kısa vadeli borç vermeyi tercih ederler. Ama bazı ülkelerde, örneğin Batı Almanya ve Japonya’da ticari bankalar uzun vadeli finansman kaynakları da yaratırlar. Ayrıca bak. kalkınma bankası; mevduat bankası; ticari banka; yatınm bankası. MERKEZ BANKALARI. 19. yüzyılda piyasa ekonomilerine özgü bunalım ve çöküntü döngülerinin yol açtığı sürekli bunalımlar, önlem olarak merkez bankalarının kurulma­sına yol açtı. İngiltere Merkez Bankası (Bank of England) ilk “bankaların bankası” oldu. Öteki ülkeler de bu örneği izlerken, ABD’de de 1913’te Federal Rezerv Sistemi (FRS) kuruldu.

Merkez bankaları, devletler arasında iş yapan bankalar olmanın dışında, ticari ban­kaların çalışmalarını da düzenlerler. Bu işlevlerini ticari bankaların yüksek riskli borçlar vermelerini engelleyerek, bu banka­lann yönetim ve hesaplarını denetleyerek ve nakit sıkıntısı çeken ticari bankalara borç vererek yerine getirirler. Son yıllarda tüm dünyada merkez bankalarının ekonomik politikayı biçimlendiren, döviz kurlarını düzenleyen, para ve kredi arzını denetleyen kuruluşlar olarak önemleri artmıştır. Mer­kez bankalan genellikle doğrudan hükümet denetimi altında tutulmazlar. Ama yarar­landıkları özerkliğin kapsamı ülkeden ülke­ye farklılıklar gösterir. Örneğin ABD’de başkanlar FRS yönetim kurulu üyelerini uzun dönemler için ve belli bir sırayla atarlar. Bunun amacı kurumun kısa vadeli siyasal baskılardan uzak kalmasını sağla­maktır. Ayrıca bak. merkez bankası. TÜRKİYE’DE BANKACILIK. Tarihsel geli­şim. Türkiye’de bankacılığın geçmişi olduk­ça kısadır. Osmanlı Devleti’nin son yılların­da görülen ekonomik durgunluk ve topluma egemen olan dinsel ve kültürel değer yargı­lan bankacılığın gelişmesini geciktirmiştir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ilk bankacılık etkinlikleri sarraflarla başladı. Eski bir geçmişi olan sarraflar, Osmanlı toplum düzeninde paranın önemli bir yer edinmesi ve ekonomide paraya duyulan gereksinimin artması sonucu, temel kredi kaynaklan haline geldi. Daha çok azınlık­lardan oluşan ve İstanbul’da Galata yöresin­de toplandıkları için Galata sarraflan olarak adlandırılan bu kişiler, para değiştirme, teminat mektubu verme, borç senedi iskon- to etme ve borç verme gibi işlevleri yerine getirmeye başladılar. 19. yüzyılda ekonomik ve toplumsal yapı­da görülen gelişmeler para ve kredi talebini daha da artırdı. Eldeki gelirlerle harcamala- nnı karşılamakta güçlük çeken ve mali yapısı bozulan Osmanlı Devleti, sık sık sarraflardan borçlanmaya yöneldi ve para ticareti kârlı bir iş haline geldi. Öte yandan gelişen Avrupa kapitalizminin de etkisiyle dış ticaretin artması, iç ticaretin yabancılara açılması ve pazar için üretim sürecinin başlaması, para ve kredi işlemlerini artıran önemli etkenler oldu. Böylece dış borç kullanımı ve geri ödemelerinde kambiyo istikrarını sağlama ve kurumlaşmış para- kredi mekanizmalan oluşturma gereği, Ga­lata sarraflarının bankerleşmesine ve ilk bankalann kurulmasına yol açtı.

İki Galata bankerine banka kurma izninin verilmesiyle, 1847’de İstanbul Bankası (Banque de Constantinople/Bank-ı Dersaa- det) kuruldu. 1852’de iflas eden bu bankayı, 1856’da kurulan ve modern anlamda ilk ticaret ve mevduat bankası olan Bank-ı Osmani (Ottoman Bank) izledi. İngiliz sermayesi ile kurulan bu banka, 1863’te Fransız sermayesinin de katılmasıyla Bank-ı Osmani-i Şahane (Imperial Ottoman Bank/ Osmanlı Bankası) adını ve banknot çıkarma ayrıcalığını aldı. Osmanlı Bankası’nın kuru­luşu Türkiye’de bankacılığın başlangıcı ola­rak kabul edilir.

Ulusal bankacılığın doğuşu da bu yıllara rastlar. Kırsal kesimin piyasa ekonomisine açılması ve kredi talebinin artması sonucu, Niş valisi Midhat Paşa 1863’te çiftçilere kredi vermek üzere Memleket Sandığı’nı kurdu. Zamanla yaygınlaşan ve bir ara Menafi Sandığı adını alan Memleket San­dıkları, kredi taleplerini karşılamada yeter­siz kaldı. Bunun üzerine 1888’de Memleket Sandıklan kaldırılarak yerine Ziraat Banka­sı kuruldu.

İlk bankanın kuruluşundan 1923’e değin 27 banka daha açıldı. Ama bu bankalann büyük bölümü kısa ömürlü oldu. Cumhuri­yet dönemine ulaşabilen başlıca bankalar Osmanlı Bankası, Ziraat Bankası, İstanbul Bankası, Türk Ticaret Bankası, Milli Aydın Bankası ve Türkiye Bağcılar Bankası oldu. II. Meşrutiyet öncesinde yabancı bankaların ağırlıkta olduğu “borçlanma bankacılığı”, 1909’dan sonra ulusal bankacılık yönünde gelişmeye başladı. 1909’a değin kurulan 11 bankadan yalnızca Ziraat Bankası ulusal sermayeli iken, 1909-23 arasında kurulan 16 bankamn yalnız üç tanesi yabancı sermaye­liydi.

1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’n- de sanayileşme ve kalkınma için ulusal bankacılığın geliştirilmesi kararı alındı. T.C. Ziraat Bankası yeniden düzenlendi. 1924’te ticaret bankası olarak Türkiye İş Bankası, sanayi bankası olarak da Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu. 1927’de kurulan Emlak ve Eytam Bankası, 1946’da konut kredisi vermek üzere Türkiye Emlak Kredi Bankası’na dönüştürüldü.

Cumhuriyet döneminin en önemli banka­cılık atılımı 1930’da T. C. Merkez Bankası’ nm kurulması oldu. Böylece banknot çıkar­ma ve para-kredi piyasalarını düzenleme yetkileri yabancı bankalardan alındı.

1929 Büyük Bunalımı’ndan sonra ekono­mide devletçilik ilkesinin benimsenmesi üzerine, kamu yatırımlarım geliştirmeye ve finanse etmeye yönelik bazı yeni bankalar kuruldu. 1933’te Şümerbank ve Belediyeler Bankası (1945’te İller Bankası’na dönüştü), 1935’te Etibank, 1937’de Denizbank, 1938’de de Türkiye Halk Bankası faaliyete geçti.

II. Dünya Savaşı’mn sona ermesiyle eko­nominin yeniden canlanması, özel sektör bankacılığı için elverişli bir ortam yarattı. Böylece Yapı ve Kredi Bankası (1944), Türkiye Garanti Bankası (1946) ve Akbank (1948) gibi özel bankalar kuruldu. 1948’de kurulan Türkiye Kredi Bankası ve Tutum Bankası ise daha sonra tasfiye edildi.

1950-60 döneminde uygulanan liberal poli­tikalar ve özel girişimi güçlendirme çabala- n, bankacılıkta ulusal sermayenin yoğunla­şıp merkezîleşmesini ve güçlenmesini sağla­dı. Bu dönemde bankacılık sistemi ticaret ve sanayi sermayesi ile bütünleşme sürecine girdi ve çoğu özel olmak üzere 24 yeni banka açıldı. Banka şubelerinin sayısı da büyük ölçüde arttı. 1950 başında 594 olan şube sayısı, 1960 başında 1.759’a yükseldi. Bu arada özel kanunlarla Denizcilik Banka­sı (1952), Türkiye Vakıflar Bankası (1954) ve Türkiye Öğretmenler Bankası (1959) gibi kamu ticari bankaları kuruldu. 1950’de uluslararası sermaye kuruluşlarının yerli sanayiyi finanse etmelerine aracılık etmek ve özel girişimin gelişmesini sağlamak ama­cıyla ilk kalkınma ve yatırım bankası olan Türkiye Sınai Kalkınma Bankası kuruldu. 1950-60 döneminde kurulup günümüzde de etkinliklerini sürdüren başlıca ticari ban­kaları, Demirbank (1953), Şekerbank

19541, Pamukbank (1955) ve Çaybank’tır

1958). 1958’de uygulamaya konan istikrar politikasının ekonomideki daraltıcı etkisi, bir dizi bankanın tasfiye edilmesine yol açtı.

1960-80 arasında, bu tasfiyelerin de etki­siyle, pek az yeni özel banka açıldı. Buna karşılık kalkınma planlan doğrultusunda kamu ve yatırım bankalarına öncelik veril­di. Batık bankaları devralan T. C. Turizm Bankası (1962) ve Anadolu Bankası (1962) dışında Sınai Yatırım ve Kredi Bankası (1963), KİT’leri finanse etmek üzere Devlet Yatırım Bankası (1964), Amerikan-Türk Dış Ticaret Bankası (1964; 1970’te Türk Dış Ticaret Bankası adını aldı), Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (1976) ve Arap Türk Bankası (1977) kuruldu. Ayrıca 1926’da kurulmuş olan Afyon Terakki Ser­vet Bankası, Hisarbank (1979), 1929’da kurulmuş olan Elazığ İktisat Bankası da Orta Doğu İktisat Bankası (1980) adıyla yeniden açıldı.

1980’den sonra 24 Ocak ekonomik istikrar önlemlerine paralel olarak bankacılıkta da önemli yapısal değişiklikler görüldü. İhraca­ta dayalı sanayileşme stratejisi ve dış borç­lanmanın yeniden ağırlık kazanması, dış ticarete aracı kurumlara olan talebi ve bankalann mali sistem içindeki önemini artırdı. 1990 sonunda yabancı banka sayısı 23’e yükseldi. Aynca büyük ölçüde Or­tadoğu sermayesine dayanan ve “faizsiz bankacılık” ilkesi temelleri üstüne kurulan Faisal Finans Kurumu ile Al Baraka Türk Özel Finansman Kurumu’na çalışma izni verildi.

1 Temmuz 1980’den sonra vadeli tasarruf faizinin serbest bırakılmasıyla birlikte başla­yan “faiz yarışı”, 1982’de banker adı altında etkinlik gösteren aracı kurumlann büyük bir ödeme güçlüğü içine girmelerine ve “bankerlik bunalımı”na yol açtı. (Bak. ban­kerler olayı). Serbest ve yüksek faiz uygula­masına ayak uyduramayan Hisarbank, İs­tanbul Bankası ve Orta Doğu İktisat Ban­kası da 1983’te kamu bankalarına devredil­di. Bu arada banka sisteminde kredi faizle­rinin yüksekliği gibi nedenlerle kredilerin tahsilinde güçlükler ortaya çıktı ve donuk kredilerde büyük bir artış oldu. Bu duru­mun bir sonucu olarak 1987 başlannda mali yapısı çok bozulan Türkiye Öğretmenler Bankası’nın yönetimine el kondu.

Yasal ve kurumsal yapı. Cumhuriyet döne­minde bankacılıkla ilgili ilk yasal düzenleme olarak 1930 tarih ve 1715 sayılı T. C. Merkez Bankası Kanunu gösterilebilir. Da­ha sonra 1933’te Mevduatı Koruma Kanunu ve Ödünç Para Verme İşleri Kanunu çıkanl- dı. 2999 sayılı ilk Bankalar Kanunu da 1936’da yürürlüğe girdi. Bu kanunun yerini daha sonra 1958’de çıkarılan 7129 sayılı Bankalar Kanunu aldı. 7129 sayılı kanun 1979 ve 28 sayılı, 1983 ve 70 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle değiştirildi. 1985’te ise 3182 sayılı Bankalar Kanunu yürürlüğe girdi.

Türkiye’deki bankalar ulusal ve yabancı bankalar olmak üzere ikiye ayrılabilir. Ulu­sal bankalar da başta T. C. Merkez Bankası olmak üzere, KİT ve özel kanunla kurulmuş ticari bankalar, kalkınma ve yatırım banka- lan ve ticaret bankaları biçiminde üçe aynlabilir. 1990 sonu itibariyle, T. C. Mer

kez Bankası’ndan başka, 8 tane KİT ve özel kanunla kurulmuş ticari banka, 10 tane kalkınma ve yatırım bankası, 25 tane ticari banka, 23 tane de yabancı sermayeli banka olmak üzere toplam 67 banka etkinlik gös­termektedir.

Türk bankacılık sisteminin temel özellikle­rinden birisi şube bankacılığının yaygın olmasıdır. 1923’te 316 tanesi T.C. Ziraat Bankası’na ait olmak üzere 36 bankanın 420 kadar şubesi bulunurken, bu sayı 1990 sonu itibariyle 67 banka için 6.584’e yükselmiş­tir. Çok şubelilik durumu özellikle ulusal bankalar için geçerlidir. Yetmiş iki şubesi olan Osmanlı Bankası bir yana bırakılırsa 22 yabancı bankanın yalnızca 41 şubesi bulunmaktadır. 1990 sonunda 95,4 trilyon liraya ulaşan toplam mevduatın yüzde 97,62’si ulusal bankalarda, yüzde 2,38’i de yabancı ban­kalardadır. Yabancı bankalar mevduat toplamaktan çok, dış işlemlere aracıhk etmektedirler. 1990 yılında ortaya çıkan bir gelişme, bazı yabancı bankalann Türkiye’ de açtıklan şubelerini Türkiye’de kurulmuş bankaya dönüştürme eğilimidir. Mevduatın türlere ve vadelere göre dağılı­mı da, uygulanan ekonomik politikalara paralel olarak önemli yapısal değişiklikler göstermektedir. 1980’den başlayarak tasar­ruflara enflasyon oranının üstünde faiz ve­rilmesi politikasının bir sonucu olarak, 1979 sonunda yüzde 48 olan tasarruf mevduatı­nın toplam mevduat içindeki payı 1986 sonunda yüzde 65’e yükselmiştir. Ama 1986 sonrasında enflasyonun hızlanması sonucunda bu oran 1990’da yüzde 34’e düşmüştür. Tasarruf mevduatı içinde vadeli mevduatın payı da 1979 sonunda yüzde 39 dolayında iken, 1986 sonunda yüzde 87, 1990’da ise yüzde 64,6 oldu. Bankaların kullandırdıktan krediler 1990 sonunda 80 trilyon lirayı aşmıştır. Bu kredilerin yaklaşık yüzde 88’ini mevduat bankalan, yüzde 12’sini kalkınma ve yatı- nm bankaları vermiştir. Kredilerin ulusal ve yabancı bankalar arasındaki dağılımı sırasıyla yüzde 96,5 ve yüzde 3,5’tir.

1990 sonunda toplam kredilerin bölgelere göre dağılımında yüzde 35,5 ile başta gelen Marmara Bölgesi’ni, Orta-Kuzey Anadolu (yüzde 24,3), Ege (yüzde 11,7) ve Akdeniz (yüzde 10,9) bölgeleri izlemektedir. 1990 yılında ihtisas kredileri 22 trilyon liraya (toplam kredilerin yüzde 27,4’ü) ulaşmıştır. Yüzde 37,5’le işletme kredileri en fazla payı almıştır. Yüzde 16 payla tarım, yüzde 12,9 payla dış ticaret ve yüzde 6,4 payla konut kredilerden en fazla pay alan başlıca sektörlerdir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.