Bağ Doku Nedir

Bağ Doku Nedir
  • 27.06.2013

Bağ Doku Nedir, Bağ Doku Özellikleri

Bağ doku, bağ dokusu olarak da yazılır, destek doku olarak da bilinir, vücudun bü­tününün ya da herhangi bir bölümünün biçimini koruyan ve tüm vücut bölümlerini bir arada tutan dokuların ortak adı. Kemik, kıkırdak, eklem bağları, kirişler, yağ doku­su ve deri gibi, vücudun yapısına destek olan tüm dokular bağ doku adı altında toplanır. Bağ dokunun bileşenleri hücreler, hücre dışı protein lifleri ve bu hücreler ile lifleri saran, karbonhidrattan oluşmuş, da­ğınık bir bağlayıcı (ara) maddedir. Herhangi bir organın kendine özgü işlevin­den sorumlu olan hücreler, o organın özek- doku (parenkima) adı verilen bölümünü oluşturur. Hücreleri işlevsel bütünler halin­de toplayan lifsi ağ sistemi, bu bütünleri saran ara bölmeler ve organın tümünü çevreleyen yoğun lifsi kapsül, organın bağ- dokusu çatısının temel bileşenleridir. Tüm bağ ve destek dokular aynı embriyon katmanından, mezodermden gelişir. Bağ do­kunun ana bileşenleri olan hücreler, hücre dışı lifler ve belli bir biçimi olmayan bağlayıcı madde arasındaki denge, dokunun bulunduğu yerin gerekleriyle uyum gösterir. Bağ doku hücreleri içinde sayıca ön sırayı alan fibroblastlar, hücre dışı liflerin korun­masından ve onarımından sorumludur. Makrofajlar ise, bakterilerin yok edilmesine yardımcı olan hücrelerdir. Besin maddele­rini işleyerek depolayan yağ hücreleri, vü­cudun belli yerlerinde yağ dokusunu oluştu­rur. Bu sabit hücrelerin yanı sıra, bir bölümü mast hücreleri olarak anılan hare­ketli hücreler de vardır. Bu hareketli hücre­ler, kanın dokulara geçişini düzenlemeye, pıhtılaşmaya, mikroorganizmaların saldırısı­na ve hastalıklara karşı vücudun savunma mekanizmalarına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Hücre dışı lifler, kollajen, esnek ve ağsı (retiküler) lifler olmak üzere üçe ayrılır. İçlerinde en bol bulunanı, protein kollajeni içeren liflerdir. Kollajen lifler gevşek ve halka biçiminde, esnek lifler son derece bükülgen yapıdadır, ağsı lifler ise hücrelerin çevresini saran bir ağ oluşturur. Besin maddeleri ile metabolizma artıklarının alış­verişinin gerçekleştiği ortam olan bağlayıcı madde, hücreleri ve lifleri çevreleyen, pel- temsi bir maddedir. Kıkırdakta, gözün cam­sı ve saydam katmanlarında ve göbek kordonunda (wharton jeli) kolayca görüle­bilir. Saydam ya da yarı saydam ve oldukça koyu kıvamlı olan bağlayıcı maddenin kim­yasal bileşimini karbonhidratlar ve mukopolisakkarit asit adıyla bilinen proteinler oluşturur. Bağdokunun, hücreler, hücre dışı lifler ve bağlayıcı maddeden oluşan temel yapısı, bazen daha özelleşmiş dokuları oluş­turmak üzere değişim gösterir. Bu özelleş­miş dokular, bağlayıcı maddeye sertlik ve dayanıklılık veren mineral kristallerinin ek­lenmesiyle oluşan kemik dokusu, genellikle yalnızca bağlayıcı maddeden oluşan kıkır­dak dokusu ve liflerin birbirine paralel olarak sıralandığı kirişler ve bağlardır. Bağ dokunun hastalıkları iki ana grupta toplanır. Kalıtım yoluyla geçen birinci gruptaki hastalıklar, kollajen lifler, hücreler ya da bağlayıcı madde gibi temel bağ doku bileşenlerinden herhangi birini etkileyerek normal gelişmeyi engeller. İkinci gruptaki hastalıklar ise, iltihaplanmalara ya da vücu­dun bağışıklık sisteminde düzensizliklere yol açan, sonradan edinilmiş hastalıklardır. Kalıtsal bağdoku hastalıklarının en sık görüleni, kol ve bacak kemiklerinde aşırı uzamaya yol açan Marfan sendromudur. Bu hastalığa benzer belirtiler gösteren homosis- tinüride, ayrıca, zihinsel işlevlerde de bozul­ma görülür. Ehler-Danlos sendromunda, deri iyice esnekleşip incelir, eklemler de büyük ölçüde gevşer. Durante hastalığı, kemikleri, bağları, deriyi, göz akını ve iç kulağı tutarak tüm vücudu etkiler. Alkaptonüri, alkapton adıyla bilinen homogentisik asidin parçalanmasından sorumlu olan enzi­min vücutta yeterince üretilememesi sonucunda, homogentisik asidin aşın miktarda artmasından kaynaklanır. Bu madde de dokuların esmerleşip kararmasına, kıkırdak ve omurlar arası disklerin esnekliğini yitirip kolayca kırılmasına yol açar. Esnek liflerin yapısal bozukluğundan ileri gelen psödok- santoma elastikum hastalığında, derinin üstünde sarımtırak kabartılar belirir ve gözde önemli doku yıkımlan görülür; çoğu kez de bu belirtilere damar sertliği de eklenir. Derinin kalınlaşarak gevşemesi ve kıvrımlar oluşturacak biçimde sarkması da (cutis laxa) bir bağdoku hastalığıdır. Bağla­yıcı maddenin en önemli hastalıklarından biri, başm irileşip, çarpılması ve kamburluk gibi belirtilerle tanımlanan Hürler sendro­mudur. Kirişlerin, kas kılıflarının ve kasların kemikleşmesine yol açan ilerleyici miyozit de kalıtsal bir bağ doku hastalığıdır. Kalıtsal olmayan bağ doku hastalıktan, ge­nellikle eklemlerin, seröz zarların ve küçük kan damarlarının iltihaplanmasına yol açar.

Bu hastalıklardan çoğu ayrıca, iç organları da etkiler. Özbağışıklık hastalıkları olarak da adlandırılan bu edinsel hastalıkların, bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonu­cunda, vücudun kendi yapılarına karşı ya­bancı bir madde gibi davranmasından ileri geldiği sanılmaktadır.

Bütün romatizmal hastalıklar arasında en çok kronikleşme eğilimi göstereni romatoit artrittir. Bu hastalıkta, eklem içindeki yu­muşak doku iltihaplanması eklem kıkırdağı­nın yıkımına ve eklemde biçim bozuklukla- nna neden olur. Kadınlarda görülme sıklığı, erkeklerin üç katıdır. Deriyi, eklemleri, böbrekleri, sinir sistemini ve seröz zarlan tutan lupus eritematoz da iltihaplı ve kronik bir hastalıktır. Bu organlardan birini ya da birkaçını tutabileceği gibi, başka organları da etkileyebilir. Genellikle 20-40 yaşlan arasında yerleşen ve hafif seyreden hastalık, zamanla ilerleyerek öldürücü sonuçlara va­rabilir.

İlerleyici sistemik skleroz olarak da adlan­dırılan skleroderma, bağ dokunun iltihaplı hastalıklanndandır. Derinin kalınlaşması­na, eklemlerde, kaslarda ve iç organlarda bozukluklara yol açar. Kadınlarda erkekle­re oranla iki kat daha fazla görülür. Kas yapısının iltihaplanmasından ileri gelen polimiyozit, kaslarda güçsüzlüğe, atrofiye ve çekilmelere neden olur. Yemek borusu ve gırtlak kasları ile kalp kası da bu hastalıktan etkilenebilir.

Sjögren sendromu, gözlerde ve ağızda mukozanın kurumasına yol açan gözyaşı ve tükürük salgısı azlığıdır. Başka mukoza zarlarını da tutabilir. A grubundan bir streptokok enfeksiyonunu izleyen ateşli ro­matizma, eklemleri ve daha da tehlikelisi, kalbi tutar. Amiloidoz ise, bağdokuda nor­malden fazla miktarda amiloit birikmesin­den kaynaklanır.

Osteoartrit, eklem kıkırdağının yıkımıdır. Üzerine ağır yük binen eklemler bu hastalık­tan daha çok etkilenir. Kıkırdak bozulmaya başlayınca eklemi oluşturan kemikler genişler ve eklem boşluğundan dışarı taşarak, ağrılı eklem yıkımına yol açar. Başlangıçtan kısa bir süre sonra hastayı ölüme götüren ve oldukça seyrek görülen edinsel bir hastalık da, kanın pıhtılaşmasından sorumlu olan trombositlerin aşın derecede azaldığı ve deride yaygın kanama odaklarının oluştuğu ağır ve öldürücü bir purpura türüdür. Başta kulak ve burun kıkırdakları olmak üzere vücudun tüm kıkırdak dokusunun iltihap­landığı yineleyici polikondrit, ağır biçim bozukluklarına neden olur. Soluk borusunu tutan en ağır biçimi, genellikle hava yollarında tıkanıklıklara ve zatürreeye yol açar. Bağ dokular hakkında bilgiler aktardık.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. yusuf demir dedi ki:

    bağdokusu çok önemlıymiş bini ilgilendiren kaksifiaksiyon oldu çunki vertepra l2den kitle ameliyeti olduğum için kalsifiaksıyon dahada ilgimi çekdi teşekkürler.

YORUM YAZ