Babil Uygarlığı Tarihi Hakkında Bilgi

Babil Uygarlığı nerede kurulmuştur, Babil Uygarlığı Tarihi, Babil Uygarlığı Hakkında Bilgi

Babil, Babil dilinde bab-îlu, Eski Babil dilinde bab-İlim, İbranice bavel ya da babel, Arapça atlal babil, ilkçağın en ünlü kentlerinden biridir. İÖ 2. binyılın başlarından İÖ 1. bin yılın başlarına değin Mezo­potamya’nın güneyindeki Babil uygarlığı­nın, İÖ 7. ve 6. yüzyıllar arasında ise Kaldea (Yeni Babil) İmparatorluğunun başkenti olmuştur. Bu dönemde altın çağını yaşa­yan Babil’in Fırat Irmağı boyunca uzanan kalıntıları, günümüzde Bağdat’ın 88 km güneyindeki el-Hille kasabası yakınlarında bulunur.

Babil Tarihi: Tarih öncesi yerleşime ilişkin izler bulunmakla birlikte, Babil’in önemli bir kent olması Mezopotamya’daki benzerleri­ne göre geç gerçekleşmiştir. Hiçbir yerde İÖ 2300’lere değin Babil’den söz edilmez. Kenti bir il merkezi yapan 3. Ur hanedanı­nın çöküşünden sonra, Babil İÖ 1894’te Amori hükümdarı Sumu Abum’un kurduğu küçük devletin çekirdeğini oluşturdu. Sumu Abum’u izleyen hükümdarlar da kentin bu merkezî niteliğini güçlendirdiler. Altıncı ve en tanınmış Amori hükümdarı olan Ham­murabi (hd İÖ 1792-1750), çevredeki kent devletlerini ele geçirerek Babil’i, Mezopo­tamya’nın tüm güney bölgeleri ile Asur topraklarının bir bölümünü (Irak’ın kuzeyi) içine alan hükümdarlığın başkenti yaptı. Böylece Babil siyasal öneminin yanı sıra, elverişli coğrafi konumuyla da bölgenin başlıca ticaret ve yönetim merkezi oldu. Bu arada zenginliği ve saygınlığıyla yabancı istilacılar için hedef oluşturuyordu.

Kentin denetimi İÖ 1595’teki Hitit akmlarından sonra Kassitlere geçti (İÖ y. 1570). Dört yüzyılı aşkın bir süre başta kalan Kassit hanedanının son döneminde Babil bir edebiyat ve din merkezi oldu. Babil’in en büyük tanrısı Marduk’un, Mezopotam­ya’da en önemli tanrı düzeyine ulaşması kentin kazandığı saygınlığı yansıtır. Asur hü­kümdarı I. Tukulti-Ninurta İÖ 1234’te kenti aldıysa da, çok geçmeden toparlanan Kassit hanedanı yeniden başa geçerek, Elamlıların kenti yağmaladığı İÖ 1158’e değin yönetim­de kaldı. Kentin siyasal öneminin tartışıl­mazlığı, Babil kökenli olmayan I. Nabukadnezar (hd İÖ 1124-1103) ve hanedanının da burayı başkent yapmasından anlaşılmakta­dır. Bu hanedan 100 yıldan fazla sürmüştür.

Babil yönetimi İÖ 1000’den hemen önce Suriye’nin kuzeyinden gelen Arami göç­menlerin baskısıyla dengesini yitirdi. Bu tarihten, Asur Devleti’nin yıkıldığı 7. yüzyı­la değin, Aramiler ve onlarla işbirliği yapan Kaideli (Keldani) kabile üyeleriyle Asurlar arasında kentin siyasal denetimini ele geçir­mek için sürekli bir mücadele görülür. Bu sırada Babil yurttaşları zorla çalıştırılmak­tan, bazı vergilerden ve hapis cezasından bağışıklık gibi ayrıcalıklar istiyorlardı. Aynı kökenden gelen Asurlar bu istekleri yerine getirmeye göçmen kabile üyelerinden daha yatkındı. Üstelik, dış ticareti koruyacak gücü olan imparatorluk, ticaret zengini Ba­bil yurttaşlarının işine geliyor, oysa yıkıcı kabile üyeleri ekonomiyi baltalıyordu. Bü­tün bu nedenlerden dolayı Babilliler Arami ya da Kaideli yönetimine girmektense ge­nellikle Asurları yeğ tuttular.

Babil İÖ 9. yüzyıldan 7. yüzyıl sonlanna değin neredeyse kesintisiz biçimde Asur ege­menliğinde kaldı. Asur hükümdarları za­man zaman yönetimi doğrudan ele almakla birlikte, çoğunlukla yerli krallar atayıp bun­ların aracılığıyla egemenliklerini sürdürme yoluna gittiler. Kaideli kabile üyelerinin kent topraklarına zorla girerek birkaç kez tahta el koymalarından dolayı, III. Tiglatpileser (hd IÖ 744-727) döneminde Asurlar Babil ile yakından ilgilenmeye başladılar. Giderek artan kabile işgallerinin getirdiği karışıklıklar sonucu Babil’in barışçı yoldan denetiminin olanaksızlığına inanan Sinahheriba (Sanherib) (hd İÖ 704-681), İÖ 689’da kentin yıkılmasını emretti. Ama Asurahid- dina (hd İÖ 680-669), Sinahheriba’nın izle­diği siyasete karşı koyarak kabile üyelerini kovdu, Babillilere mülklerini geri verdi ve kenti yeniden kurmaya girişti. Ama Sinah­heriba’nın Babil’den götürdüğü Marduk heykeli, büyük olasılıkla ileride hükümdarlıkta hak iddia edebileceklere alet olmaması için, Asur topraklarında alıkondu. İÖ 7. yüzyıl ortalarında Asur hükümdan Asurbanipal ile yardımcısı olarak Babil’i yöneten kardeşi arasında iç savaş çıktı. Asurbanipal tarafından kuşatılan kent, kıtlık yüzünden halkın ölülerini yemeye başlaması üzerine İÖ 648’de düştü.

Asurbanipal’in ölümünden sonra Kaideli önder Nabopolassar, İÖ 626’da bir hü­kümdarlık kurarak Babil’i başkent yap­tı. Onun oğlu II. Nabukadnezar bu devleti büyük imparatorluğa dönüştürdü. Bu ara­da Babil’in yeniden kurulması ve güçlendi­rilmesi amacıyla kapsamlı bir yapım işine girişti. Çalıştırmak için değişik yöreler­den getirttiği topluluklar kent nüfu­sunun bileşimini daha da karmaşıklaştırdı. En önemli halefi olan Nabunaid, oğlu Belşazar’ı Babil’de naip olarak bırakıp Ara­bistan’da 10 yıl süren bir sefere çıktı. Nabunaid, başkentin mülkiyet haklarını ve dinsel geleneklerini koruyamadığı gibi, Tanrı Marduk’un büyük tapmağı Esagila’yı gölgede bırakmak için başka yerlerde yapı­lar kurma çabasına girdi. Kyros komutasın­daki Persler İÖ 539’da saldırıya geçtiklerin­de, başkent neredeyse hiç direniş gösterme­den düştü. Kyros’un Fırat’ın akışını değişti­rerek kente girmeyi başardığını anlatan ve bazılarınca tarihsel bir gerçek olarak kabul edilen efsane günümüz kaynaklarınca doğrulanmamaktadır.

Pers yönetimi altında Babil, yerleşmiş kurumlarının çoğunu korudu ve imparator­luk içindeki en zengin satraplığın (eyaletin) başkenti oldu. Herodotos’a göre, bu dö­nemde dünyanın en görkemli kentiydi. Ama, İÖ 482’de I. Kserkses’e karşı girişilen ayaklanma kentin istihkâm ve tapınakları­nın yıkılmasına ve Marduk’un altın heykeli­nin eritilerek yok edilmesine yol açtı.

İÖ 331’de Babil’i alan Büyük İskender, kentin ayrıcalıklarını tanıdı ve tapınakların onarılması için emir verdi. Kentin ticari önemini kavradığı için satrabın para bas­masına izin verdiği gibi, ticareti geliştir­mek amacıyla bir liman yaptırmaya başladı. Babil’i imparatorluğunun başkenti yap­mayı tasarlayan İskender İÖ 323’te Nabu­kadnezar’ın sarayında öldü. İskender’in fethiyle Yunan kültürünün yörünge­sine giren Babil’de gelişen astronominin katkılarıyla Helenistik bilim büyük ölçüde zenginleşti. İskender’in komutanları arasın­daki iktidar mücadelesinin ardından, İÖ 312’de Babil Selevkos hanedanının yöneti­mine girdi. Dicle üzerinde Seleukeia adıyla yeni bir başkent kurulması ve nüfusun bir bölümünün İÖ 275’te buraya taşınmasıyla Babil artık önemini yitirmeye başlamıştı.

Eski Babil Kenti : Eski Babil’in topografyasına ilişkin bilgiler yapılan kazılara, çiviyazılı metinlere ve 5. yüzyılda yaşayan tarihçi Herodotos ile öteki klasik yazarlann anla­tımlarına dayanır. Nabukadnezar’ın kenti yeniden kurmak için giriştiği kapsamlı ya­pım işi, özellikle kentin merkezinde, daha eski dönemlere ilişkin verilerin büyük ölçü­de silinmesine yol açtığı görülmüştür. Öbür bölgelerde ise yeraltı su düzeyi, eski kat­manlarda yapılan kazıları sınırlamıştır. Herodotos’un anlattıkları daha çok Nabukadnezar’ın kurduğu Babil’e ilişkindir.

Nabukadnezar’ın döneminde 1.000 hektar­lık bir alana yayılan Babil, dünyanın en büyük kenti durumundaydı. Sonradan akı­şını değiştiren Fırat, o dönemde kentin ortasından geçiyordu. Kentin, Fırat’ın doğu yakasına düşen eski bölümündeki en önemli yapı Marduk’un büyük tapınağı Esagila ve yanındaki ziggurattı (Etemenanki). Yaygın adıyla Babil Kulesi olarak bilinen ziggu­ratın kaidesinin bir kenarı 91 m’yi buluyor­du. En tepesinde mavi sırlı tuğlayla kaplı bir tapınağın bulunduğu ve teraslar halinde yükselen bu yedi katlı kule 91 m yükseklik­teydi. Yapılan kazılar sonunda kentin bu yakasında dört tapmak daha ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca geçmişte çok sayıda tapınağın var olduğu metinlerden anlaşılmaktadır. Başta Esagila yöresi olmak üzere Fırat boyunca ticaret gemilerine hizmet eden rıhtımlar bulunduğu gibi, Babil’in, impara­torluğun güney kesimi ile yürütülen ticaret­te bir antrepo gibi kullanıldığına ilişkin metinler, burada ambarların varlığına da işaret etmektedir. Taş başlıklı tuğla ayaklar üstünde Fıratı geçen bir köprü kentin iki yakasını birleştiriyordu. Caddeler, ana ek­seni ırmağa paralel bir ızgara plana göre oluşturulmuştu. Esagila’nm kuzeyinde, iki yanındaki duvarları sırlı tuğladan aslan ka­bartmalarıyla bezenmiş, taş döşeli Tören Yolu uzanıyordu. Gene sırlı tuğladan boğa ve ejderha figürleriyle donatılmış İştar Kapısı’ndan geçen yol, kent dışında bulunan ve Yeni Yıl Şenliği’nde Marduk’un ziyaret ettiği küçük bir tapınak olan Akitu Sarayı’na varmaktaydı. Kentin tahkim edilmiş sekiz kapısından biri olan Iştar’ın batısında, tahkimatla birlikte yaklaşık 16 ha’lık alanı kaplayan iki saray kompleksi yer alıyordu.

Tören Yolu’nun doğusunda, Hammurabi döneminden kalma iç avlulu evlerin bulun­duğu bir alan uzanıyordu. Hendeklerle takviye edilmiş çift sıra halindeki kalın surlar, Fırat’ın iki yakasında kenti çepeçev­re kuşatmaktaydı. Doğuya bakan surların ötesinde, iki ucu kentin güneyinde ve kuzeyinde Fırat’a ulaşan, üç sıra halinde yapılmış, 18 km uzunluğunda bir dış sur bulunuyordu. Kuzeydeki ucunda başka bir sarayı çevreleyen surların iç ve dış savunma hatları arasında, bazıları Hammurabi döne­minden kalma kanalların oluşturduğu bir şebekeyle sulanan ekili arazi yer almaktay­dı. Eski Yunan kaynaklarında, Helenistik dönemde Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri sayılan Babil’in Asma Bahçeleri’nden söz edilir. Efsaneye göre bu asma bahçeler tonozlu bir altyapı üzerinde çeşitli bitkilerle kaplı teraslardan oluşan bir tepe biçiminde­dir. Alman arkeolog Robert Koldewey 20. yüzyıl başlarında saray kompleksinin bir bölümüyle birlikte bu bahçelerin temelini buldu. Ama bu efsane zigguratların üstünde ağaçların bulunmasından da kaynaklanmış olabilir.

Babilin Bugünkü Durumu: Geniş bir alana yayılmış kalıntılardan oluşan bugünkü Babil’de çeşit­li tepeler göze çarpar. Bunların en önemli­leri:

1) Dış surların kuzey ucunda bulunan Nabukadnezar’ın sarayının kalıntılarından oluşan Babil,

2) Pers döneminde eklenen yeni bir yapının da bulunduğu saray kom­pleksi ile İştar Kapısı ve Emah Tapmağı’nı kapsayan Kasr,

3) Esagila’nm kalıntılarının bulunduğu Amran ibn Ali,

4) Esagila’nm doğusundaki eski yerleşim alanını gösteren Merkez,

5) Babil’i yeniden kurma amacıyla İskender’in ziggurattan çıkarttığı molozdan oluşan ve buradan elde edilen yapı malze­meleriyle kurulan tiyatronun bulunduğu Humra,

6) iki tapınağın daha yer aldığı İşin Esved.

Sahn diye adlandırılan bir çöküntü eskiden Marduk Tapınağı’nın kuzeyindeki zigguratın (Etemenanki) bulunduğu yeri gösterir. İştar Kapısı’nın kuzeyinde bazalt­tan yapılmış bir aslan vardır. Gerçek boyut­larından büyük olan aslan, büyük olasılıkla Hititler tarafından yapılıp Antik Çağda Babil’e getirilmiştir.

Babil Arkeolojik Kalıntıları : İngiliz bilgin C. J. Rich (1811 ve 1817), İngiliz diplomat A. H. Layard (1850), Fransız Doğubilimci F. Fresnel ile Alman Asurolog J. Oppert (1852-54) ve ötekilerin yürüttüğü küçük çaplı araştırma ve kazılardan sonra, 1899’da Alman Doğu Kurumu, Robert Koldewey’in yönetiminde 1917’ye değin kesintisiz süren kapsamlı bir arkeolojik çalışmaya başladı. Koldewey, sözü edilen yapıları ortaya çıkarmak için yaptığı kazı sırasında, çivi yazılı metinler, heykeller, steller (taş sütun), pişmiş toprak­tan kabartmalar, silindir mühürler, ça­nak çömlek, cam eşya ve mücevherler buldu. Koldewey’in çalışmalarını, Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün, 1956’da H. J. Lenzen yönetiminde Yunan tiyatrosunda ve 1966’da H. J. Schmidt yönetiminde Etemenanki’nin bulunduğu yerde yürüttüğü kısa süreli araştırmalar izledi. İştar Kapısı, Tö­ren Yolu ve saray kompleksinin bazı bölüm­leri ile Emah Tapınağı’nı onarma çalışmala­rı Irak Eski Eserler Bakanlığı tarafından 1958’de başlatıldı. Bakanlık ayrıca kalıntıla­rın bulunduğu yerin girişinde İştar Kapısı’ nın, gerçek boyutlarının yarısı büyüklüğün­de bir modelini yaptırdı.

Babil Uygarlığı Hakkında Genel Bilgiler Aktardık.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.