Bab-ı Hümayun Nedir

Bab-ı Hümayun Nedir
  • 02.04.2013

Babı Hümayun Nedir, Bab-ı Hümayun Ne Demek

Bâb-ı Hümayun, Osmanlılarda saltanat kapısı; saray dışından sarayın birinci avlusu­na giriş kapısı demektir. Peş peşe iki ya da üç avlu halinde, saray dışından başlayıp, görece kamusal ve yönetsel işlevler taşıyan bölüm ve binalardan geçerek, birundan enderuna, sultanın iç yaşam çevresine ve oradan hareme uzanan Osmanlı saraylarında, saray ötesini saraydan ve her avluyu birbirinden büyük kapılar ayırırdı. Bu kapıların ayrı adları, işlevleri, törenleri, muhafızları vardı. Bunlar sırayla bâb-ı hümayun, bâbü’s-selam ve bâbü’s-saade olarak anı­lırdı.

babi-humayun

19. yüzyıla değin İstanbul ve Edirne saray­larının bâb-ı hümayunları, cuma ve bayram selamlıkları ile kılıç kuşanma alaylarında tören kapısı işlevini görürdü. Bâb-ı hü­mayun, aynı zamanda saray güven­liğiyle ilgili kuleleri, muhafız koğuşlarını ve hizmet odalarını içeren bir yapıydı. İstan­bul’daki Saray-ı Atik ya da Eski Saray (Beyazıt Sarayı), Saray-ı Cedid ya da Yeni Saray (Topkapı Sarayı) ve Üsküdar Sarayı ile Edirne Sarayı’nın bâb-ı hümayunları, padişahların buralarda kaldıkları zamanlar­da işlev kazanmaktaydı. Bâb-ı hümayun sabahtan akşama değin herkese açık tutu­lurdu; ama bu kapıdan yalnızca padişah, vezirler, ulema ve elçiler at üstünde geçebi­lirlerdi. Törenlerde kapıcılar kethüdasının, saraya gelen devlet ileri gelenleri ile elçileri bâb-ı hümayunda karşılayıp içeriye götür­mesi teşrifat gereğiydi. Kapıyı açıp kapayan ve nöbet tutan çok sayıdaki bevvaban (kapı­cı) ile Kapıcı Ocağı askerleri, bâb-ı hüma­yun ile sarayı kuşatan dış duvarların bekçili­ğini, kapı ağasının buyruğu altında yaparlar­dı. Bunlara özgü çalışma ve hizmet odaları, yüksek kemerli kapı girişine açılırdı.

Saltanat kapılarının en büyüğü olan Top­kapı Sarayı Bâb-ı Hümayunu, 1478’de II. Mehmed (Fatih) tarafından Sur-ı Sultani ile birlikte yaptırıldı. Bir geçit kapı görünü­münde olup, her iki yanında kubbeli birer koğuş, birer mahzen, taş merdivenlerle çıkılan ve nöbetçi odalarını içeren bir asma katla, sonradan yıkılan ve padişahların Ayasofya Meydam’ndaki törenleri izleme­lerine yarayan saray kasrı özelliğinde bir üst kattan oluşuyordu. II. Mahmud (hd 1808­39) ve Abdülaziz (hd 1861-76) dönemlerin­de gerçekleştirilen onarım ve değişikliklerin yanı sıra, 1867 ve 1922’deki iki yangın Bâb-ı Hümayun’un eski görünümünü yitirmesine neden oldu. Buradaki mahzenlerde vârissiz ölenlerin devlete kalan mal ve paralarından oluşturulan dış saray hazinesi ile defatir-i hakani denen tapu kütükleri ve tahrir defterleri, değerli bir arşiv olarak korunur­du. Bunlara Bâb-ı Hümayun Hazinesi de denirdi. Sarayda ve eyaletlerde idam edilen­lerin kesik başlarının bâb-ı hümayun önün­de halka gösterilmesi geleneği 1839’da kal­dırıldı.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ