Ayna nedir

Ayna nedir
  • 18.03.2013

Ayna nedir. Ayna kavramını optik biliminde ve evlerimizde kullandığımız dekoratif eşyalar olan ayna olarak açıklamak gerekiyor. Ayna nedir hakkında bilgi :

Optikte Ayna: Ayna, optikte, bir ışık ışınını, yansıma yasasına uygun biçimde saptıran parlak yüzey. Aynalar düz ya da eğri yüzeyli olabilir. Eğri aynalar, yansıtıcı yüzeyin eğri­lik merkezine dönük olup olmamasına bağlı olarak içbükey (çukur) ya da dışbükey (tümsek) olarak adlandırılır. Bu tür aynala­rın yüzeyi, kullanım yerine göre, küre, silindir, paraboloit, elipsoit ya da hiperbolo­it biçiminde olabilir. Küresel aynalar cismin görüntüsünü büyütülmüş ya da küçültülmüş olarak verir; makyaj aynaları ilk gruba, otomobillerin dikiz aynaları da ikinci gruba örnektir. Silindirik ayna, paralel bir ışık demetini bir çizgi halinde odaklar. Parabo­loit ayna, ya teleskop aynasında olduğu gibi paralel gelen ışınları gerçek bir odakta toplamak ya da projektörde olduğu gibi kendi odağındaki bir kaynaktan çıkan ışınla­n paralel bir demete dönüştürmek için kullanılır. Elipsoit ayna, ışığı, iki odak noktasının birinden öbürüne yansıtır; hiper­boloit ayna ise, odağına yerleştirilen cismin sanal (zahiri) görüntüsünü verir.

Dekoratif anlamda Ayna: Ayna, dekoratif sanatlarda yansıma yoluyla görüntü veren ve çoğunlukla bir çerçeveyle çevrili olan parlatılmış metal parçası ya da arkası sırlanmış cam tabaka. Antik Çağda, yansıtıcı olmayan arka yüzlerine desenler oyulmuş, metal hafifçe dışbükey, cilalı disk­ler kullanılırdı. İlk örnekler el aynalarından oluşuyordu; bütün vücudu yansıtacak kadar büyük olanları ancak İS 1. yüzyılda ortaya çıktı. Keltlerin Romalılardan aldıkları ve genellikle gümüşten, bazen de cilalı tunçtan yapılmış el aynaları Avrupa’da gittikçe yay­gınlaştı. Ortaçağda, yoğun biçimde bezen­miş fildişi ya da değerli metallerden yapılma kılıfları olan ve kadınların kemerlerine astı­ğı taşınabilir aynalar çok gözdeydi.

Arkası metal aynalar 12. yüzyıl sonunda ve 13. yüzyıl başında kullanılmaya başladı.

Rönesans’a gelindiğinde ise, Nürnberg ve Venedik ayna üretim merkezleri olarak özellikle ün kazanmışlardı. Ustalıkla pahlandırılmış kenarlarıyla özellikle övgü top­layan Venedik aynaları üstün nitelikleriyle tanınıyordu. Baş yargıçların koyduğu sınır­lamalara karşın, Venedikli işçiler, sanatları­nın sırlarını öteki merkezlere sızdırmaları için yapılan kışkırtmalara kapıldılar ve 17. yüzyıl ortalarına gelindiğinde ayna üretimi Londra ve Paris’te çok yaygınlaştı. Genel olarak aynalar, özellikle de büyük boyutlu çeşitleri çok pahalıydı. O dönemde Versail­les Sarayı’nın yarattığı hayranlık, bir ölçü­de, geniş salonlarını süsleyen çok sayıdaki aynalarından ileri geliyordu.

17. yüzyılın sonunda ayna ve çerçeveleri­nin iç dekorasyondaki önemi artmaya başla­dı. İlk çerçeveler genellikle fildişi, gümüş, abanoz ya da bağadan yapılıyor, ceviz, zeytin ve sarısalkım kakmalarla kaplanıyor­du. Ayrıca iğne işi ve boncuk çerçeveler de vardı. Grinling Gibbons (1648-1721) gibi ustalar, bütün bir bezeme düzeniyle uyum sağlamak üzere, incelikle oyulmuş ayna çerçeveleri üretiyorlardı. Kısa bir süre sonra da şömine rafı üstüne ayna koyma âdeti yerleşti; genellikle rafüstü adını alan bu aynaların ilk örneklerinden birçoğu cam çerçeveler içine alınıyordu. Bu aynaların bir parçasını oluşturduğu mimari yapı. öğesi giderek daha ayrıntılı hale geldi. İngiliz Robert ve James Adam kardeşler gibi tasarımcılar, ocaktan tavana kadar uzanan ve büyük ölçüde aynaların yansıtmalarının etkisine göre biçimlenen şömineler yarattı­lar. Ayna çerçeveleri çoğunlukla dönemin genel beğenisini yansıtıyor ve beğenilerdeki farklılaşmalara uyum sağlamak için sık sık değiştiriliyordu. Çerçeveler genellikle ucuz olduğundan, aynanın kendisinden daha ko­lay değiştirilebilmekteydi.

18. yüzyılın sonlarına doğru aynaların üstündeki oymaların yerini, boyayla yapılan bezemeler aldı. Çerçeveler çiçek örgeleri ya da klasik bezemelerle kaplanıyordu. Aynı dönemde Fransızlar yuvarlak ayna üretimi­ne başladılar. Bazen şamdanların da yer aldı­ğı yeni-klasik bir yaldızlı çerçeveyle çevrili bu aynalar 19. yüzyılın önemli bir bölümü boyunca gözde kaldı. Ayna yapımında usta­lığın gelişmesi sonucu 18. yüzyılın sonuna doğru dört ayaklı bir çerçeve üstünde duran ve sabit olmayan boy aynalan üretildi. Ayna, bu ayakların üstüne oturan ve genel­likle yatay çubuklarla birbirine bağlanan iki sütun arasında asılıydı. Bir yuva içinde dönen vidalar yardımıyla eğimi, kurşun ağırlıklar ve bir makara aracılığıyla da yük­sekliği ayarlanabiliyordu. Aslında giyinir­ken kullanılan boy aynalarının zaman za­man dekoratif bir işlev kazandıkları da oluyordu. Gardıroplara aynalı kapaklar ya­pılmasından sonra ise, yatak odalarında ayaklı ayna bulundurma gereği ortadan kalktı.

19. yüzyılda ayna üretiminde yeni ve ucuz tekniklerin ortaya çıkması ayna kullanımını önemli ölçüde yaygınlaştırdı. Aynalar yal­nızca gardırop ve büfe gibi mobilyaların bir parçası olmakla kalmayıp, aynı zamanda parlak kesme bezemelerle donatılarak lo­kanta ve bar gibi genel yerlerin iç dekoras­yonunda da çok kullanılmaya başladı.

Türklerde saplı el aynaları ile sapsız min­der aynaları çok yaygındı. Önceleri ahşap çerçeveli olan bu aynalar daha sonra metal bir çerçeve içine alındı. Ahşap olanların arkaları ve kenarları genellikle sedef kak­malıydı. Metal olanlar ise gümüşten ve tombaktan yapılır ya da altın kaplanırdı. Arkası kabartmalı olanlara “kabarak ayna” denirdi. Değerli taşlarla bezeli olanları da vardı. El aynaları dikdörtgen, yuvarlak ya da oval biçimli, minder aynaları ise çoğun­lukla yuvarlaktı. Her zaman aynaya bak­mak iyi sayılmadığından minder aynaları genellikle bezemeli arka yüzleri dışa gelmek üzere duvara asılırdı. Duvar aynaları 18. yüzyılda moda oldu. Venedik Cumhuriyeti tarafından Osmanlı sarayına armağan edilen aynalar İstanbul’daki Aynalıkavak Kasrı’na yerleştirilmişti.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ