Arıcılık Hakkında Bilgi

Arıcılık Hakkında Bilgi
  • 29.03.2013

Arıcılık Nedir

Arıcılık, bal, balmumu, arısütü gibi çeşitli ürünlerinden yararlanmak amacıyla halan­larının (Apis türleri) yetiştirilmesi ve bakı­mıdır. Arıların, bitkilerde tozlaşmayı sağlaya­rak tarımsal ürün artışına yaptıkları katkı, verdikleri bu ürünlerin değerinden çok daha fazladır. Arıcılık yeryüzünde çok geniş bir alana yayılmıştır; kuzey ve güney kutup bölgelerinden Ekvator’a, büyük kentlerden köylere, çiftliklerden ormanlara, hatta çöl­lere kadar hemen her yerde uygulanır. Arıcılık Hakkında Bilgiler …

aricilik

Arıcılık ve Tarihi Gelişimi

Arıcılık, hayvancılığın en eski biçimlerin­den biridir, insanlar, daha ilkçağda, ağaç kabuğu, saz, saman ya da çamurdan silindir biçiminde kovanlar yaparak balansını evcil­leştirmişlerdi; ancak bu ilkel kovanlarda peteklerin alınması sırasında, genellikle koloni bozulurdu. Amerika’ya ilk yerleşenler, yabani arıların içi boş kütüklerde yaşamayı seçtiğini gözlemleyerek, içi oyuk kütük kesitlerinden kovanlar yaptılar ve kovanın bir ucunu açık bırakarak petek almayı kolaylaştırdılar. Avrupalı arıcılar ise, ters çevrilmiş sepete benzeyen, hasırdan yapıl­ma sepet-kovanlar geliştirdiler; bu tip ko­vanlarda petekler sepetin dibindeki ağızdan alınabiliyordu.

17. yüzyıla gelindiğinde, dumanın sürüleri denetlemekteki işlevi anlaşılmış ve arı sokmasına karşı maskeler geliştirilmişti. Bu yüzyılda Avrupalı ancılar, kovanda bir delik açarak, bu deliğe hasırdan ya da tahtadan bir kutu yerleştirme yönetimini buldular; arılar bu kutuyu da balla dolduruyordu. Modern arıcılığın temelleri 17-19. yüzyıllar arasında atıldı: Ana arının (arı beyi ya da kraliçe arı) ve topluluktaki iş bölümü­nün bütün gizleri keşfedildi; arı hastalıkları tanımlanarak önleme ve tedavi yolları bulundu.

19. yüzyıl ortalarında ABD’de, modern arıcılık teknikleri açısından büyük önem taşıyan iki gelişme oldu. Bunlardan biri, Moses Ouinby’nin geliştirdiği çok katlı ko­van düzeniydi; kutu biçimindeki kovanın tepesindeki deliklere kutular yerleştiriliyor, içi balla dolan bu kutuların sonradan alın­ması ana bölmeye bir zarar vermiyordu. 1851’de rahip L. L. Langstroth, üstünde arılann petek yapabileceği portatif çerçeve­leri olan bir kovan tasarladı. Bu kovanda, dolan çerçeve çıkarılıp yerine yenisi konu­yordu. Çeşitli yeniliklerle geliştirilen bu kovan tipi ve benzerleri, bugün bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu kovanlar, bir taban, bir kovan gövdesi, bir ya da daha fazla sayıda değiştirilebilir bölme ya da ek bölme ve hava koşullarına dayanıklı bir kapaktan oluşur. Kovan göv­desi, ana arınm yumurtalarını bıraktığı ve genç arıların beslendiği çerçeveli bir kuluç­ka odacığıdır; ek bölmelerde de, balın saklandığı çerçeveler bulunur. Kovanlara genellikle ana arının geçişini önleyecek en­geller yerleştirilir; bu engellerin üstünde, işçi arıların kuluçka odacığından ek bölme­lere geçmesine izin veren, ama daha iri olan ana arıyı geçirmeyen küçük delikler bulunur.

Arı kolonilerinin en üretken mevsimi olan yaz aylarında, dolan ek bölmeleri alarak yerlerine boş bölmeler koymak gerekir. Böylece koloninin aşırı kalabalıklaşması ve oğul vermesi (yeni bir koloninin oluşması) önlenir. Oğul verme hazırlığı sırasında, işçi arılar, ana arı olmak üzere yetiştirilecek birkaç kurtçuk seçerler. Arı sütüyle bolca beslenen bu adaylar, ana arı kovandan ayrı­lır ayrılmaz ortaya çıkar ve yerine geçebil­mek için ölesiye dövüşürler. Tek görevleri ana arıyı döllemek olan erkek arılar, çiftleş­meden hemen sonra ölürler. Oğul veren bir kolonide, fazladan bal yapmak için gerekli olan yeni işçi arıların yetişmesi koloninin bütün zamanını alacağından, evcil kovanla- nn oğul vermesi genellikle istenmez. Oğul vermeyi önlemek için ana arı hücreleri ko­vandan alınmalı ve kovan genişletilmelidir.

Arıcının özel donanımı, peçeli ve kenarlı bir şapka (arıcı maskesi), peteği kesmeye yarayan bir kovan testeresi ve arıları yatıştırmak için kovana duman üfleyen bir aygıttan oluşur. Kovanı açmadan önce içeri­ye duman üflendiğinde bir yangın tehlikesi bekleyen arılar, kovanı yeniden kurabilmek için, içgüdüsel olarak bol miktarda bal yutarlar. Böylece balla doymuş oldukların­da da denetlenmeleri kolaylaşır ve sokma eğilimleri azalır.

Modern arıcılıkta bal, ek bölmelerde ki dolmuş çerçevelerden bir emiciyle çekilir. Bu emicinin yarattığı merkezkaç kuvvet, hücrelere zarar vermeden içini boşaltır. Böylece arılar, yeniden bal üretmeye başla­madan önce yeni hücreler kurmak zorunda kalmazlar. Toplanan bal hafifçe ısıtılarak, içindeki bal mumunun yüzeyde birikip ayrıl­ması sağlanır. Peteği oluşturan balmumu da, peteğin yaklaşık 63ÛC sıcaklığındaki suya batırılmasıyla ayrılır; erimiş bal mumu su yüzeyine çıkar ve kolayca toplanır.

Arıcılıkta, kovan bakımının yanı sıra, ko­loninin hastalıklardan ve arılara saldıran çeşitli hayvanlardan korunması gerekir. Çe­şitli asalaklar, bit, akar ve mantar enfeksi­yonlarına karşı duyarlı olan arıların öteki doğal düşmanları rakunlar, kertenkeleler, kuşlar ve farelerdir.

Arı ve arıcılık çalışmaları için birçok ülkede merkezler kurulmuştur. Kovan biçi­mi ve bal almadaki özel arıcılık teknikleri, geleneklere ve işletmenin büyüklüğüne göre değişir.

Türkiye’de Arıcılık

Türkiye’nin uygun iklim koşullan ve zengin bitki örtüsü, arıcılığa çok elverişli bir ortam oluşturur. Egemen an soylan Apis mellifera caucasia ve Apis mellifera anatolica’âvc. Ülkede analığın gelişmesi için yeterli koloni varlığı, bitki örtüsü ve seyyar ancılık birikimi olmasına karşın, ileri arıcılık teknolojisinden gereğince yararlanıl- maması nedeniyle verim oldukça düşüktür.

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) 1988 verilerine göre, Türkiye’de toplam 2.984.000 dolayında kovan bulunmaktadır. Bu kovan­ların yaklaşık üçte ikisi modern kovandır.

Ancak, kovan sayısı bakımından eski SSCB ve ABD’nin hemen arkasından gelen Türki­ye., üretim açısından alt sıralarda yer alır. DİE 1988 verilerine göre Türkiye’de toplam 42.729 ton dolayında bal üretilmiş, kovan başına verim 14,3 kg olmuştur. Oysa, daha 1980’lerin başında SSCB’de 190 bin ton, Kuzey Amerika ülkelerinde 180 bin ton bal üretilmişti; gene aynı yıl, Avustralya’nın güneybatısındaki bazı bölgelerde kovan ba­şına verim birkaç yüz kilogramı buluyordu. Arıcılık Türkiye’nin hemen her yerinde yapılmakla birlikte, Ege Bölgesi 908 bin dolayında kovan sayısı ve 11.077 tonlıik bal üretimiyle ilk sırayı alır; onu yaklaşık 612 bin kovandan 9.403 ton dolayında bal üre­ten Karadeniz Bölgesi izler. Türkiye’de üretilen balın çok büyük bir bölümü ülke içinde tüketilir; bununla bir­likte, kişi başına bal tüketimi günde ancak 2 gr dolayındadır. Üretici, petekli balı daha çok kendi olanaklarıyla doğrudan doğruya pazara sürer; süzme bal ise kooperatifler ve aracı kuruluşlar eliyle pazarlanır; ancak kooperatiflerin pazarladığı bal miktarı dü­şük düzeydedir, ihracat oldukça önemsiz­dir. Yalnız 1980’lerde Arap ülkelerinden gelen talep nedeniyle hem çam balı, hem de petekli bal ihracatı bir miktar artmıştır. Türkiye 1988’de 467,2 tonu petek­li, 2.050,7 tonu süzme olmak üzere toplam 2.517,9 ton bal ihraç etmiştir. Türkiye’de yaklaşık 150 bin aile yan gelir, 10 bin dolayında aile de ana geçim kaynağı olarak arıcılıkla uğraşır. Arıcılığın temel iktisadi etkinlik olarak ortaya çıktığı yerler, ekime elverişli toprakların az olduğu alanlar ve orman köyleridir. Arıcılığı bir ek etkinlik olarak yapanların 30 bin kadarı gezginci arıcılardır. Bölgeden bölgeye değişen iklim koşulları, çeşitli bitkilerin güneydeki ova­lardan kuzeydeki yayla ve dağlara doğru değişik zamanlarda çiçek açması, gezginci arıcılık için çok uygundur. Ayrıca çiçektozu ve balözü kaynağı olarak daha geniş alanlar­dan yararlanıldığı için, gezginci arıcılıkta verim, sabit arıcılığa oranla birkaç kat fazladır.

Türkiye’de rastlanan en önemli arı zararlı­ları arı sürgünü ve yavru çürüklüğü ya da karataban denen hastalıkların sorumlusu Nosema cinsi tek hücreliler ile Varroa cinsin­den akarlardır. 1970’lerde Avustralya dışın­da tüm dünyayı etkileyen Varroa cinsi asa­lak, Türkiye’de ilk kez 1977’de İzmir çevre­sinde görülmüş ve hızla yayılmıştır. 1981’de 64 ilde 804 bin koloninin hastalıklı olduğu saptanmıştır. 1977’den bu yana Varroa’dan ileri gelen sürü kaybının yüzde 30 dolayında olduğu sanılmaktadır. Varroa’mn arıcılığa indirdiği darbe, tüm öteki arı hastalık ve zararlılarından ileri gelen kayıpların topla­mını aşmaktadır. Asalağın tanınması ve etkili bir savaş sürdürülmesi sonucunda zarar düzeyi düşürülmüş olmakla birlikte, bilinçsiz ve yanlış ilaç kullanımı tedavinin etkinliğini azaltmaktadır. Türkiye’nin arıcılık konusunda eğitim ve­ren başlıca kuruluşları ziraat fakülteleri, tarım meslek liseleri, Tarım-Orman ve Köyişleri Bakanlığı Yayın Teşkilatı ve Tür­kiye Kalkınma Vakfı Entegre Arıcılık Pro­jesi Eğitim Ünitesi’dir. Bu kuruluşlarda ülkeye özgü arı soylarının özellikleri ve yapay tohumlamayla ilgili çalışmalar yapıl­makta, kontrollü ana arı ve oğul arı üretil­mektedir.

Arıcılık Hakkında Yorumlarınızı Aşağıdan Hemen Yazabilirsiniz …

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ